Ecevit

Ana Menu



Bumsuz Köse yazilari


Ecevit yagci

Göç ve Sürgün




Real Bumsuzspor


Gûncel Haberler

Yeni Haberler
Sitemizde her zaman yeni haberler bulabilirsiniz.

»Kitap

»Sinema

»Galeri

»Son Haberler




Bumsuz
Bumsuz, Turkey Forecast
KØBENHAVN Click for Copenhagen, Denmark Forecast

Suriye Kürtlerinin hali nicedir




Ayşe Hür

Suriye’de Beşar Esad liderliğindeki 50 yıllık BAAS diktatörlüğünün ayakta kalmak için başvurduğu gaddar yöntemler, Türkiye kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattı. Ama bazı kesimler, insani kaygılardan çok siyasi kaygılarla Suriye’ye ilgi gösteriyor. Ortadoğu coğrafyasında yaşayan halkların müstebit yöneticilerini devirmeyi akıl edemeyeceğini düşünen bazı strateji uzmanlarının (ki ben onlara “yerli oryantalistler” diyorum), Suriye Kürtlerinin, “Suriye’yi bölmek isteyen dış güçlerin işbirlikçisi” oldukları şeklindeki propagandası pek çok kişiyi etkilemişe benziyor. Bu çevrelere göre, Irak zaten bölündü, Suriye de bölündükten sonra sıra Türkiye’ye gelecek ve bu ülkelerden kopan Kürtler birleşip bağımsız bir Kürt devleti kuracaklar. O halde, gelin bu hafta Suriye Kürtlerinin tarihçesine göz atalım ve böyle bir tehlike var mı kendimiz karar verelim.

Selahaddin Eyyübi’nin vatanı

Bugün 20 milyonluk Suriye nüfusunun yüzde 8 veya 10’nun yani 1,6-2 milyonunun Kürt olduğu sanılıyor. Sanılıyor diyorum çünkü Suriye’de nüfus sayımları ya yapılmıyor ya da sonuçları açıklanmıyor. Bir iki Yezidi aşireti dışında, Suriye’deki Kürtlerin hepsi Sünni, dilleri ise Kürtçenin Kurmanci lehçesi.
Kürtler Suriye’de ağırlıklı olarak Şam ve Halep civarında; Hatay’ın güneyindeki kayalık Cebel-Ekrad (Kürt Dağı) bölgesinde ve Nusaybin’in güneyindeki Cezire bölgesinde yaşıyor. Şam, Selahaddin Eyyübi’nin ve Nakşibendî Kürt evliyası Mevlana Halit’in mezarlarının bulunması nedeniyle Sünni Kürtler için her zaman önemli bir merkezdi. Bu yüzden de Şam’da ortaçağlardan beri büyükçe bir Kürt cemaati yaşıyordu. Bunlara 19. yüzyılda, Mekke’ye giden hac yolunun korunması için Osmanlı idaresi tarafından Anadolu’dan ve Irak’tan göçertilen Kürt aşiretleri de eklenmişti.

Fransızların Cezire’si

Cebel Ekrad bölgesinin ahalisi, yüzlerce yıldır bölgede yaşayan ve ağırlıklı olarak tarımla uğraşan yerleşik Kürt aşiretleri. Cezire’deki Kürtler ise, kökleri Türkiye Kürdistanı’nda olan Milli ve Miran aşiretleri ile 1925 Şeyh Said İsyanı sonrasında Türkiye’den göç etmek zorunda kalanlar. Türkiye’yi en çok ilgilendiren grup Cezire’dekiler.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Şam ve Halep gibi önemli şehirlerdeki Kürt milliyetçileri Urfa, Siverek, Mardin ve Cezire’deki Kürt milliyetçileri ile yakın ilişki içindeydiler. Ancak Şamlı liderlerin ABD Başkanı W. Wilson’un 14 İlkesi’ne atıfta bulanarak Kürtleri bağımsızlık için mücadeleye çağırması çok yankı bulmadı çünkü hem Suriye’deki gerilimin şiddeti düşüktü hem de Suriyeli Kürtler, İranlı ya da Türkiyeli Kürtler gibi güçlü liderler çıkaramamışlardı. 1921 şubatında Mustafa Kemal’in güçleri Orta Fırat’ın üst bölgesindeki Der Zor’u almak istediğinde Suriyeli Kürtler Türklere karşı Fransızlarla işbirliği yaptılar. Fransızlar da, Arap milliyetçiliğini zayıflatmak için, azınlık gruplarını, dolayısıyla da Kürtleri desteklediler. Ankara hükümetiyle 20 Ekim 1921’de imzalanan Franklin-Bouillon Anlaşması’yla Fransızlar Kilikya (Adana havalisi) ve öteki Türk bölgelerinden çekilince Fransız Mandası altındaki Suriye’de yaşayan Kürtler ile Kemalist Türkiye’deki Kürtlerin arasına bir de sınır hattı girdi.

Hoybun’un çalışmaları

Bu iki grubu birleştiren, 1925 baharında yaşanan Şeyh Said İsyanı’nın Türk ordusu tarafından sert bir biçimde bastırılmasından sonra ilan edilen 1925 Şark Islahat Planı oldu. Plan uyarınca isyana destek verdiğinden şüphelenilen Kürt aristokratlar, dinî liderler ve siyasi eylemciler İran, Irak ve Suriye gibi ülkelere gönderildiler. 1927’de sürgünün çapı daha da genişletildi. Böylece, sayıları yaklaşık 20-25 bin civarında olduğu sanılan bu gruplar (aralarında Ermeniler, Keldaniler ve Süryaniler de vardı) ağırlıklı olarak Cezire bölgesine yerleştiler.
Cezire’deki gruplarla, Şam ve Halep gibi merkezlerdeki milliyetçi çevreleri biraraya getiren, 1927 yılında Beyrut’ta kurulan Hoybun Cemiyeti oldu. Hoybun’un kurucuları arasında eski Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyeleri, Palulu Şeyh Said’in çocukları, 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı yönetimine başkaldıran Botan Emiri Bedir Han Bey’in torunları (Celadet, Kamuran ve Süreyya Bedir Han), Cemilpaşazadeler gibi önemli Kürt ailelerinin çocukları ve Ermeni Taşnak Partisi’nin üyeleri vardı. Hoybun propagandasının ana teması, Kürtlerle Ermenilerin aynı kökten geldiği, sadece dinlerinin farklı olduğuydu.

Kültürel uyanış hamlesi

Hoybun 1927-1930 arasında Ağrı Dağı’nda yaşanan olaylara damgasını vurdu ama Suriye’de pek etkili olamadı. Nitekim Şam’daki Arap milliyetçilerinin baskısı ile 1928’de oluşturulan Suriye Kurucu Meclisi’nde yer alan beş Kürt milletvekilinin 1929 yılında dile getirdiği idari özerklik talebi Fransızlar tarafından “Kürtler Aleviler ve Dürzîler gibi bir dinsel azınlık oluşturmadıkları ve belirli bir bölgede yoğunlaşmadıkları” gerekçesiyle reddedildiğinde Kürtlerin yoğun olduğu yerlerde, Kürtçenin resmî dil olarak tanınması ve Kürtçenin eğitim dili olması talebiyle yetinilmişti. Fransızlar bu talebi desteklemişler, ancak bu sefer de Kürtçe eğitim için yeterli materyal ve kadro olmadığı için karar hayata geçirilememişti.
Bunun üzerine Suriye’deki Kürt liderler, siyasi hedefleri ikinci plana atarak ağırlığı kültürel uyanışa verdiler. Örneğin 1932-1943 arasında Celadet Bedir Han Bey tarafından Şam’da yayımlanan Kürtçe (Kurmançi) Hawar dergisi, Kürt halk edebiyatında bir yeniden doğuşu desteklemeyi ve Kürtçe öğretim materyalleri üretmeyi amaçlıyordu. Hawar, Kürt kültürel mirasının, Kürtçe eğitimin ve Kürt dilinin önemine vurgu yapmasıyla açık bir milliyetçi eğilime sahipti. Nitekim Kürdistan’ın tümünde etkili olmakla kalmadı; Suriye’deki Kürt toplumunun çeşitli katmanları arasında, Kürt ileri gelenleri, entelektüeller, meslek sahipleri ve daha önemlisi kent ve aşiret elitleri arasında diyalog kanallarının açılmasına katkıda bulundu. Bu yumuşak tutum sonucu olsa gerek, 1933’te bazı Kürtler Hama’daki askerî okula kabul edildiler. Bu tarihten itibaren her yıl Cezire’den bir Kürt öğrenciye burs verildi. Daha sonra, Fransızlar, Şam’daki Arap Yüksek Öğretim Enstitüsü’nde Kürt dili kursu açılmasını desteklediler ve Fransız yetkililer için Kürtçe kursu açtılar.

Cezire’de gerginlik

Suriye’de Fransız Mandası’nı sonlandıran 1936 tarihli Fransa-Suriye Sözleşmesi’nden İkinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1939 arasındaki dönemde Suriye siyasetine radikal Arap milliyetçiliği damgasını vurdu. Bu yıllarda Arap-Kürt gerginliğinin kaderinin belirlendiği bölge Cezire oldu.
O yıllarda Cezire’nin Haseka Kazası’nda (yaklaşık) 43.400, Kamışlı Kazası’nda 51.200 ve Dicle Kazası’nda 16.700 kişi yaşıyordu. Kürtler Kamışlı ve Dicle kazalarında çoğunluğu oluştururken (sırasıyla yüzde 73 ve yüzde 75), Haseka’da Araplar toplam nüfusun yüzde 63’ünü oluşturuyordu. Cezire’deki toplam nüfusunun yüzde 86’sı Sünni, yüzde 12’si Hıristiyan ve geri kalanı da Yahudi ve Yezidi idi. Ancak, Hıristiyanlar bölgedeki kent nüfusunun yüzde 71’ini oluşturuyordu.
Kürtlerin üçte biri, Heverkanlı Haco Ağa, Milli Konfederasyonu’ndan Mahmud Bey ve Kamışlı’nın Hıristiyan kumandanı Michel Dome’un başını çektiği Kürt-Hıristiyan ittifakını destekliyordu. Bu ittifak, Kürtlerin Fransızların koruması altında ama özerk şekilde yönetilmesini talep ederken, Kürtlerin üçte ikisi, Bedevi Şamar Aşireti’nin şefi Daham El-Hadi’nin başını çektiği ittifakı destekliyordu. Bu ittifak ise, Şam merkezli Arap milliyetçiliğinin sözcülüğünü yapıyordu.

1936-1937 katliamları

Etnik-dinsel gerilimlerin zirveye çıktığı Şubat 1936- Eylül 1937 arasında Haseka, Amuda ve Kamışlı’da çok sayıda Hıristiyan’ın öldürülmesi ile sonuçlanan büyük karışıklıklar sırasında Kürtlerin büyük çoğunluğu Arapların yanında yer aldılar. Hikâyesini aşağıda okuyacağınız Kürt milliyetçisi Heverkanlı Haco Ağa ise, 1937’de kısa süreliğine de olsa Türkiye’ye bağlanmayı düşünmekle birlikte 1938’de Fransız Yüksek Komiserliği’ne başvurarak tam özerklik talebinde bulundu. Sonunda, Fransız Yüksek Komiseri Cezire için özel bir rejim vaat ederek karışıklıkları bastırdı ve 1939’da bölgeyi doğrudan Fransa’nın denetimine verdi. Bu tarihten itibaren Kürtler ağır vergilere tabi tutuldular, yerel yönetimlerden dışlandılar.

Kürtler Arapları destekliyor

Bu statü İkinci Dünya Savaşı yıllarında aynen devam etti. Savaştan sonra Fransa, İngilizlerin zorlamasıyla Suriye’den tamamen çekildi ve Suriye bağımsızlığına kavuştu. Kürtlerin büyük bir çoğunluğu yeni milliyetçi hükümeti şevkle destekledi. Kürt bağımsızlığını savunmak Şam’daki bir avuç kişiye (Bedir Han ailesinin fertlerine) kalmıştı.
Savaş sonrasında, Suriye’de birbiri ardına gelen askerî darbelerin bir kısmına, 1933’ten beri orduya alınan Kürt subaylar öncülük etti. Ancak bunların tümü (örneğin Edip Şişikli) Araplaşmış Kürtlerdi. Buna rağmen, Şişikli’nin 1954’te devrilmesinden sonra Araplarda Kürt antipatisi belirginleşmeye başladı. Ordudan Kürt kökenli subaylar tasfiye edildiler. 1958’de Suriye ile Mısır, Birleşik Arap Cumhuriyeti (BAC) adı altında birleşirken, Arap milliyetçiliği zirveye çıktı ve Kürtçe yayınlar resmen yasaklandı. BAC’ın 1961’de yıkılmasından sonra kurulan Suriye Arap Cumhuriyeti (SAC) ise Kürtleri daha da dışladı.

“Ajanip” ve “muktamin”

Özellikle tarıma elverişli alanları yüzünden 1945’ten itibaren komşu ülkelerden gelen yoksul ve eğitimsiz Kürtlerin akınına uğrayan Cezire bölgesi milliyetçi hükümetin gözünde çıbanbaşıydı. Gerçekten de 1954 ile 1961 arasında bölgenin Kürt nüfusu 240 binden 340 bine çıkmıştı. Bunun üzerine hükümet 1962’de sadece Cezire’yi kapsayan bir nüfus sayımı yaptı ve Suriye’ye 1954’ten önce geldiğini kanıtlayamayan 200 bin Kürt’ü “ajanib” (yabancı) veya “maktumin” (kaçak göçmen) diye niteleyerek vatandaşlıktan çıkardı. Vatandaşlığını kaybedenler arasında Suriye’de doğup büyümüş pek çok ünlü (şair, politikacı, asker) de vardı.

BAAS politikaları

1963’te iktidara el koyan BAAS Partisi, Suriye’deki Kürtlerin özgürlük alanını iyice daralttı. Partinin sloganı “Cezire’yi ikinci bir İsrail olmaktan kurtarın” idi. BAAS’çılar, 1948’de İsrail adına bölgedeki Kürtleri örgütlemeye çalışan Ali Bedir Han Bey olayının da etkisiyle Kürtleri potansiyel İsrail ajanı olarak görüyorlardı. (Ali Bedir Han Bey, 1951’de Golan’daki çiftliğinde esrarengiz biçimde ölü bulunmuştu. Olayın arkasında Suriye İstihbaratı’nın olduğu söylenmişti.)
BAAS’ın bölgeye atadığı Emniyet Müdürü Muhammed Hilal’in şu satırları, gayet tanıdık bir zihniyete işaret ediyor: “Kürt Meselesi, Kürtlerin artık örgütlenmeye başladıkları günümüzde, yalnız Arap ulusunun vücudunda gelişen habis bir urdur. Bunun tek ilacı onları kesip atmaktır.”
Hilal’in Kürt Meselesi’ni halletmek için önerdiği yollar ise Türkiye’deki “Baasçıların” Kürt Meselesi’ni halletmek için yıllardır başvurduğu yollarla aynıydı: Kürtlerin yerlerinden çıkarılması ve ülkenin değişik yerlerine dağıtılması, Kürtlerin eğitim ve iş olanaklarından mahrum edilmesi, Kürtlere vatandaşlık haklarının verilmemesi, “aranan” kişilerin Türkiye’ye iadesi, Kürtlerin arasına Arap aşiretlerinin yerleştirilmesi, Türkiye sınırı boyunca Arap emniyet şeridi oluşturulması gibi bir dizi “tedbir”...
Neyse ki, hükümet bu önerileri ancak 1973’te uygulamaya başlayabildi. İlk başta hedef 140 bin Kürt’ün bölgeden çıkarılması yerlerine Esad Gölü’nün oluşturulması sırasında yerlerinden olan Fırat Bedevilerinin yerleştirilmesiydi. Ancak Kürtler plana direndiler. BAAS yöneticileri de Kürtleri zorlamaktan vazgeçti. Ancak Kürtlerin “ajanib” ve “maktumin” statüsü günümüze kadar sürdü. Sayıları 70 bin kadar olduğu sanılan “maktuminler” eğitim görme, seyahat etme, iş bulma, evlenme, boşanma, kamu hizmetlerinden ancak devletin izin verdiği kadar yararlanabiliyorlar. Kürtçe eğitim, Kürtçe yayın yasaklandığı gibi düğünlerde Kürtçe şarkı söylemek bile yasak. 1970’ten itibaren kademeli olarak Kürtçe yer isimleri Arapça olanlarla değiştirilmiş durumda. 1992’den itibaren ana-babalar çocuklarına Kürtçe isim veremiyorlar.

Hama’da Kürt birliği

Yaşayabilmek için devletle iyi geçinmek zorunda kalan bu grupların Hafız Esat döneminde, doğrudan başkana bağlı çalışan özel kuvvetlere gönüllü asker olarak kaydolmaları ve bu birliklerin 1982’de Hama’daki Sünni ayaklanmasını bastırmakta kullanılması gayet anlaşılır bir durum. Bu olayın, Arapların geleneksel Kürt düşmanlığını bir kat daha arttırması da öyle. Hama’daki bir duvar yazısı bu duyguyu gayet iyi anlatıyor: “Kürtler Nusayrilerin (Suriye’de iktidarı elinde tutan Alevilere Nusayri deniyor) köpekleridir.”
***
Kürtlerin siyasi örgütlenmeleri

Bu tarihçe gösteriyor ki, Suriye’deki Kürtlerin değil siyasal örgütlenme içinde olması, hayatlarını sürdürmeleri bile devletin iki dudağı arasında olmuş. Ağır baskı dönemi, asimilasyonu iyice arttırmış. Nitekim Kürt çıkarlarını temsil eden ilk parti 1957’de Dr. Nurettin Zaza tarafından kurulan Suriye Kürdistan Demokratik Partisi. Parti 1962’de kültürel ve sosyal haklara odaklanmak isteyen Nurettin Zaza’nın başını çektiği kanat ile siyasal haklara ağırlık vermek isteyen Osman Sabri’nin kanadı olarak fraksiyonlara ayrılmış, 1965’te de resmen ikiye bölünmüş. Irak’ta örgütlü Kürdistan Demokratik Parti’nin (I-KDP) lideri Molla Barzani bu iki grubu barıştırmaya çalıştıysa da bunda başarılı olamadığı gibi bir de I-KDP’nin Suriye kolu ortaya çıkmış. Bu tarihten itibaren bu partiler durmadan bölünmüşler, birleşmişler ve bölünmüşler. Ancak hiçbiri Kürtlerin siyasi bağımsızlığını hedeflememiş, esas olarak kültürel ve siyasi hakların genişletilmesine odaklanmışlar.

Öcalan’ın Suriye’ye gelmesi

Bu açıdan 1979’da, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye kaçmasıyla birlikte Kürt siyasal hareketi yeni bir dönemece girmişti. 1997’ye gelindiğinde Kamışlı, Resuliye, Darbasiya, Dayrik, Ayn’el-Arap, Afrin, Halep ve Haseka’da PKK büroları kurulmuştu. PKK Suriye’nin “maktumin” Kürtleri arasından kolaylıkla gönüllü asker topladı. Bu askerlerin sayısının yedi bine ulaştığı söylendi. Ekim 1998’de Türkiye’nin Suriye sınırına askerî yığınak yapması üzerine Suriye Öcalan’ı sınırdışı edince, Suriye’deki PKK varlığı dramatik biçimde sona erdi. O tarihten beri, Suriyeli Kürtler için temel mesele, bağımsız bir Kürdistan kurmak değil, Suriye’den vatandaşlık haklarını kazanmak oldu. Nitekim geçtiğimiz mayıs ayında, Haseke’de yaşayan “maktumin” Kürtlerin vatandaşlık başvurusu yapma hakkı tanındı.
Kısacası, Suriye’de yaşananlara insani açıdan değil de siyasi açıdan yaklaşanlar aşırı hassasiyet gösteriyorlar. Elbette, bunu söylemek, Suriyeli, Türkiyeli, Iraklı, İranlı Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı yoktur ve bu hakkı bizlerin hoşuna giden şekilde kullanmaları gerekir demek değil. Sadece mevcut durum milliyetçi hezeyanlara girmeyi gerektirmiyor...
***
Bir portre: Heverkanlı Haco Ağa

Kürt-Ermeni milliyetçilerinin kurduğu Hoybun’un Cezire’deki Kürt aşiretleri arasındaki çalışmasını Müslüman, Yezidi ve Hıristiyan Kürtlerden oluşan Heverkan Konfederasyonu’nun lideri Haco Ağa, Halep civarındaki Jarablus’ta yüzyıllardır yerleşik Berazi Aşireti’nin reisleri Mustafa ve Bozan bin Şahib Berazi yürütüyordu. Heverkanlar, Mardin ve Cizre arasındaki dağlık bölgede, Arapların Cebel Tur dediği Tur Abdin’de yaşıyorlardı. Haco Ağa, 1922-1923 yıllarında, Türklerin yönlendirmesiyle Cezire bölgesindeki Bayundur’da Fransızlara karşı çatışmalara katılmış, ardından Türk hükümetine karşı küçük bir kalkışma girişiminden sonra aşiretinden 400 aile ile birlikte 1926’da Suriye’ye göç etmişti. Burada kendisini ilk olarak yerleşik Kürt aşiretleri değil, yazlarını Cezire’de geçiren Arap Tay Aşireti korumuştu. (Cezire’de yazlarını geçiren bir diğer Arap aşireti de Şamar Aşireti idi.) Ardından Haco Ağa, Bayundur’da öldürdüğü Fransız teğmenin atına atlayarak Fransız Yüksek Komiseri’ni ikna ziyaretine gitti. Fransızları ikna etmiş olmalı ki, Haco Ağa’nın 200 kadar silahlı adamı ile yönettiği Kürt Miran ve Arap Tay aşiretlerinden oluşan birlikler, 1930’lara kadar Suriye’deki Fransız askerî gücünün omurgasını oluşturdu. Haco Ağa bir yandan da Fransızların Arap milliyetçiliğini zayıflatmak için göz yumdukları Kürt milliyetçiliğinin bayraktarlığını yaptı.

19 Haziran 11







Google
© Copyright - 2005 Bumsuz.net Websitesi. All rights reserved.
Webmaster: Ecevit Yagciecevit01@yahoo.dk

Sponsorlar

Reklam vermek istiyorsaniz e-mail´lime yazbilirsiniz. ecevit01@yahoo.dk


Galeri

cocuklar1.jpg
cocuklar1

oskayaylasi1.jpg
oska yaylasi

cesme.jpg
cesme.jpg

koy6.jpg
köy

ANKET

Bumsuzun en büyük sorunu?
Su
Yol
Göc
Baska
Pollhost.com

Kitap

Kitaplar

Sinema

Sinema

22 Nisan´dan itibaren Kopenhag Park Bio ve Aarhus Øst for Paradis sinemalarinda

Sinema düskunlerine müjde, artik Danimarka'da gösterime girecek filimlerin ne zaman ve nerde göterilecegini bu sayfadan takip edebilirsiniz.