
Halid Salih: Kürtler ne olduklari konusunda kendileri karar vermelidir
STOCKHOLM, 30/10 2003 Avrupa Birligi Komisyonu Türkiye hakkindaki raporunu açikladiktan sonra, Kürtlerin rolü ve kimligi konusunda genis bir yelpazde yogun tartismalar yapilmaya baslandi. Bu konuyla ilgili, Odenseyde bulunan University of Southern Denmarkda ögretim görevlisi olan Dr. Halid Salih ile bir söylesi yaptim. Halit Salih, Türkiyenin AB üyeligiyle ilgili bir arastirma yapiyor; bu arastirmasini da, bir kitap seklinde hazirliyor.
Halit Salih, ABnin Türkiyeyi degisim ve AB üyelik sürecinin içine tam sokmak için, simdilik tatik olarak Türkiyenin üzerine gitmedigini söylüyor ve katilimla iligi müzakereler basladiktan sonra, asil önemli degisikilklerin Türkiyede gündeme gelecegini belirtiyor.
***Arif Zêrevan: AB Kürtleri azinlik olarak tanimlamiyor; bu, Kürtler açisindan olumlu mu, olumsuz mu?
Halid Salih: Kuskusuz bu, Kürtler için hem olumlu hem olmsuz. Eger AB, Kürtleri azinlik olarak kabul ediyorsa, bu, Kürtleri ne sekilde azinlik olarak kabul ettigine baglidir. Eger ulusal bir azinlik olarak kabul ediliyorsa, bunun üzerinde özel olarak tartismak gerekiyor. Eger genel bir azinlik kategorisi veya dilsel bir azinlik olarak görüyorsa, Kürtler açisindan bu kötüdür. Unutmamak gerekiyor ki, raporda azinlik olarak Kürtlerden söz edilmistir ancak bu, üyelik müzakereleri asamasindan önceki bir süreçtir. Kürtlerle ilgili azinlik kavraminin nasil bir form alcagi henüz belli degil.
1998den simdiye kadar çikan AB Komisyon Raporlarini karsilastirdim. 1998den 2003e kadar çikan raporlarda, azinlik haklarindan, Kürtçeden ve Kürtlerden çok az söz ediliyor. Bu yilki raporda ise, toplam 45 defa Kürt ve Kürtçe ifadeleri geçiyor. Bu, kendi basina büyük bir degisikliktir.
1999dan bu yana ABnin özgün bir stratejisi vardi. Bu strateji, etnik ayrimciligi içeren kanunlarin ortadan kaldirilmasini amaçliyordu. Üyelik görüsmelerinden sonra, AB üyeliginin ikinci asamasinin stratejisi basliyor. ABnin burada izledigi taktik çok açiktir. O nedenle bütün sorunlarla iligili tartismalari bir defasinda yapmak istememistir.
Arif Zêrevan: Peki, eger bu asamada AB, Kürtleri azinlik olarak da kabul ederse, daha sonra Kürtler, bu azinlik kavramini asip, bir ulus olarak davalarini öne süremezler mi? Eger Kürtlerin haklari azinlik statüsünde de kabul ediliyorsa, çok yakin bir zamanda, Türkiyenin bu konuda bazi sorumluluklarini yerine getirmesi gerekiyor. Bu, Kürtler için iyi degil mi?
Halid Salih: Farkli iki makanizma bulunuyor. Örnek olmasi bakimindan birisi, OECD mekanizmasidir ki, üye olan her ülke kendi bagimsizligini koruyor. Türkiye OECDye üyedir ve kendi bagimsizligi için, Kürtlerin ve diger azinlik haklarinin verilmesini engelliyor. AB mekanizmasinda ise, üye ülkelerin önüne çok farkli bir süreç çikmaktadir. Herhangi bir ülke ABye üye olduktan sonra veya üyelik müzakerelerine basladiktan sonra, kendi iç islerinde bagimsiz oldugundan söz edemez. Çünkü ABnin birlik projesi OECDninkinden çok farklidir. AB projesinde, bazi çok önemli ortak normlar ve ortak prensipler bulunmaktadir ki, üye olan bütün ülkelerin bu presiplere katilmasi gerekiyor.
O nedenle Kürter kendi önüne çok farkli stratejiler koyabilirler. Bir, liberal bireysel haklarin savunmasidir ki, her Kürd bu çerçevede kendi bireysel haklarini savunabilir. Eger liberalizmin esaslarindan hareket ederseniz, siz, kendiniz birey olarak, kendi dilinizin bir diyalekt olup olmadigina karar verebilirsiniz; sonra Kürtler, bölgeleri veya Kürdistan bölgesini esas alarak, kendilerini azinlik görüp görmediklerinin kararini verebilirler; çünkü liberalizmin prensiplerine göre devletin, kimlerin azinlik olup olmadigi yönünde bir karar vermeye hakki yoktur. O bakimindan Kürtlerin ne olduklari konusunda kendilerinin karar vermesi gerekiyor. Ayrica liberal prensipler çerçevesinde, Türkiye ve Avrupada büyük bir tartisma gündeme getirilebilir.
Bugünlerde Türkiye Basbakani ve Disisleri Bakani, Kürtlerin azinlik olup olmadigi konusunda dis ülkelerin karismasina izin vermeyeceklerini, çünkü Kürtlerin azinlik degil çogunlugun oratagi oldugunu söylüyorlar. Iyi güzel; eger Kürtler, çogunlugun ortagiysa, bu da demektir ki, Türkiyenin Kürtlerin haklarini engellemeye hakki bulunmuyor; çünkü Türklerin ne kadar siyasi, ekonmomik ve kültürel haklari varsa Kürtlerin de o kadar vardir. Yani, söyledigim gibi, Kürtler ister azinlik, ister çogunluk olsunlar, kendi haklarina iliskin karar verme hakkina sahiptirler. Ne devletin, ne hükümetin, ne de askerlerin Kürtlerin liberal haklarini engellemeye hakki yoktur.
Arif Zêrevan: DEHAP Genel Baskani ile diger bazi Kürtler, ABnin Kürtleri azinlik olarak görmesini kabul etmeyeceklerini söylüyorlar ve ayni zamanda Türkiye Anayasasi da, Kürtleri Türk devletinin oratagi olarak görmüyor. Bu durumda Kürtler ne yapabilir?
Halid Salih: Temel sorun su ki, Kürtlerin kendileri, kendilerine ne ad koyuyorlarsa, kendilerinin karar vermesi gerekiyor. Eger Kürtler, kendilerini azinlik olarak görüyorlarsa, azinlik haklari farklidir; yok eger kendilerini çogunluk olarak görüyorlarsa çogunlugun haklari farklidir. Türkiye devletinin kurulusundan önce de, Kürdistanin kuzeyinde Kürt topraklari vardi ve Kürtler bu topraklarin sahipleridir. O nedenle Kürtler kendini azinlik olarak görmüyorlar. Kürtler, Türk devletinin ortakligi konusunda tartisamazlar, çünkü Kürtlerin bu devlette hiçbir hakki hukuku bulunmuyor. Türkiyenin veya basklarinin Kürtlere bir tanim bulmasina yol verilmemesi için, Kürtler hemen, en yakin zamanda, kendilerini nasil tanimladiklari ve ne istedikleri konusunda çok yogun bir tartismayi baslatmaldirlar. Ancak bunun için de bir sürece ihtiyaç vardir. Bu süreç dört-bes yil sürebilir. Çünkü Türk devletinin kurulusundan bu yana Kürtlerin kendi haklari konusunda bir karar verme imkani bulunmuyordu. Bir Kürt partisi de tek basina Kürtlerin adi/tanimi/kimligi konusunda bir karar veremez.
Kürtlerin kendi kollektif kimlikleri üzerinde bir karar verebilmesi için, kendi aralarinda entellektüel ve siyasi bir anslasma saglamalari gerekiyor. Eger, sadece bir Kürt partisi kendi siyasi kararini bütün Kürtlerin üzerinde zorunlu kilmaya çalisirsa, bu, liberal dünya görüsünün disinda bir durum olur. Bütün Kürt fertlerinin kendi kimlikleri ve istemleri konusunda karar verebilmesi için, bir ortak yolun bulunmasi gerekiyor.
Arif Zêrevan: Peki, Kürtler kollektif taleplerini nasil formüle ederlerse, bir mesruiyeti olur?
Halid Salih: Bu konuda stratejiler çok. En iyi strateji, Türkiye, AB ile müzkarelere baslar baslamaz, Kürtlerin hemen ABnin büyük organizasyonlariyla iliskiye geçip, ABnin Kürdistanin kuzeyinde Kürtlerin kendi gündemlerin korkusuz bir sekilde tartismalarini saglamasidir. Kürtler, kendi durum ve sorunlari konusunda özgürce tartisabilmeleri için, Avrupali parti, NGO, kurum üniversite ve entelektüelleleriyle iliski kurmali, onlardan destek almalidir. Simdiye kadar Kürtler Türkiyenin ABye üyelik sürecinin disinda kaldilar. Çünkü Türkler, Kürtlere yol vermiyordu, Kürtler de öne çikmaktan korkuyorlardi. Ancak bundan sonra Kürtler, üyelik müzakereleri sürecinde daha aktif bir rol oynayabilirler.
Arif Zêrevan: Simdiye kadar Kürtler, eger Türkiye Kopenhagen Kriterlerini yerine getirirse, ABye alisin seklinde bir fikir beyan ediyorlardi. Simdi AB Komisyonunun Raporuna göre Türkiye bu kriterleri yerine getirmistir. Gerçekten Türkiye, Kopenhagen Kriterlerini yerine getirmis mi?
Halid Salih: AB Komisyonunun Raporu, siyasi bir rapordur ve Türkiyenin üyelik müzakerelerinin baslatilmasi tavsiyesinde bulunuyor. Simdiye kadar Türkiye, devlet olarak bagimsiz hareket etmeye sahipti ve eger Türkiye kendisi bir takim degisiklikleri yapmamis olsaydi, AB Türkiyeyi degisiklik yapmasi için zorlayamazdi. Ancak üyelik müzakereleri sürecinde Türkiyenin daha önceki gibi bagimsiz hareket etme sansi kalmayacaktir ve bu süreçte ABden bazi istisnalar talep edemez. Avrupalilar, buna yol vermezler. Eger Avrupalilar, Türkiye için bazi istisnalara izin verirlerse, ABnin üzerinde insa edildigi liberal degerler ve onun topyekün degerler sistemi çöker.
O nedenle ben diyorum ki, Türkiyeyi üyelik müzakereleri sürecinin içine çekerek degistirmek için, AB, kendi raporunda taktik bir tutum almistir. Rapor, Türkiyenin yönetici elitinin degisimden yana olan niyetinin iyi oldugunu ancak hâlâ birçok eksikligin bulundugunu hesapliyor. Ve eger Türk devleti, müzkare süreciyle birlikte gereken degisiklikleri yapmaz veya bu süreçten vazgeçerse, o zaman AB de görüsmeleri kesebilir.
Kürtler ise, simdiye kadar kendilerini bir aktör olarak göstermemisler. Kürtler, bir partner olarak öne çikamiyorlar, çünkü Türk devleti bagimsiz bir devlet olarak AB ile görüsmelerde bulunuyor. Ancak üyelik müzakereleri basladigi zaman, Kürtler, bu sürecin bir aktörü olarak öne çikip kendini tanitabilirler. Yani simdiye kadar Kürtler bu süreçte aktör degildi; ancak bu gelecek on yil içinde bu meselenin bir aktörü olabilirler. 1994ten bu yana, Türkiyede yapilan reformlar hakkinda Kürtler, bagimsiz bir rapor yazmamis ve Kürtlerin hiçbir akademik veya arastirma kurulusu son dört senede yapilan degisikliklerin Kürdistanin kuzeyine yansiyip yansimadigi konusunda bir çalisma yapmamistir.
Arif Zêrevan: AB Komisyonu her ne kadar kendi raporunda Kürt ve Kürtçe ifadelerine yer veriyorsa da, raporun tamaminda Türk devletinin termininolojisi hakim. Örnegin, Türkiyenin dogusu, Türkiyenin güneydogusu, Türk yurttaslarin günlük yasamlarinda kullandiklari dil ve bunlara benzer birçok ifade ve kavram kullaniliyor. AB Komisyonu neden bu kadar Türkçü bir tutum aliyor?
Halid Salih: Bu, bugünkü AB stratejisine bagli olan bir sey. AB Komisyonu, Türkiye karsisinda duran bir taraf olarak, kendi karsisinda bulunan tarafin kanaat ve tutumlarina karsi saygi göstermek durumundadir. O nedenle AB, kollektif bir sekilde birçok seyi söyleyemiyor. AncakAB hükümeti, kendi fikirlerini söyleyebilir.
Arif Zêrevan: AB Komisyonu, Türkiyenin üyeliginin etkilerinden söz eden raporunda, stratejik açidan Türkiyenin çok önemli oldugundan, Türkiye üzerinden AB sinirlarinin Ortadogu ve Kafkasyaya kadar uzanacagindan söz ediyor. Rapor ayni zamanda, AB ordusunun güçlenmesi için, Türk ordusunun önemine vurgu yapiyor. Acaba bu güvenlik meseleleri diger konulardan daha mi çok önemlidir?
Halid Salih: AB ülkeleri, Türkiyenin üyeligi konusunda kendi kamuoyunu ikna etmek için, bazi argumanlara ihtiyaçlari vardir. O nedenle güvenlik meselesini bir arguman olarak öne sürüyorlar. Özellikle Almanya Basbakani Gerhard Schroder, meselenin bu yönünden çok söz ediyor. Çünkü Alman halkinin içinde Türkiyenin üyeligine karsi güçlü bir tepki var. Bunlarla birlikte, ABnin, kendi liberal prensiplerinden taviz vercegine ve Türkiyeye bazi konularda göz yumacagina inanmiyorum.
Arif Zêrevan: Eger Türkiye Avrupa Birligine üye olursa, o zaman Kürdistaninda bir parçasi ABye katilacaktir. Ancak eger Kürtlerin bagimsiz büyük Kürdistani kurma gibi bir niyetleri varsa, Türkiyenin üyeligi, büyük Kürdistana ne gibi engeller çikarabilir?
Halid Salih: Simdiye kadar, Kürdistanin dört parçasinin birlestirilmesi yönünde bir aktivite yok. Kürtler, her dört parçayi birlestirmeden önce, her dört parçayi bir, bir mevcut devletlerden ayirmalari gerekiyor. Birçok kimse diyor ki, eger Türkiye, ABye üye olursa, o zaman, AB Ortadogunun üç devletine komsu olacaktir. Ben, hayir diyorum ve diyorum ki, eger Türkiyenin üyeligi gerçeklesirse, o zaman AB, Ortadogunun üç ülkesinde Kürdistana komsu olacaktir.
Arif Zêrevan: Peki, Diyarbekir ve Cizreli bir Kürt için, Zaho ve Hewlerle birlesmek Istanbul ve Brükselle birlesmekten daha iyi degil mi?
Halid Salih: Zaten ABnin bir özelligi de, bölge ve yerel yönetimlerinin özerklestirilmesidir. Bir bölge, kendi basina komsu ülkelerle nasil bir iliski gelistirilebilecegi konusunda karar verebilir. Eger Türkiyenin AB üyelik projesi basariya ulasir ve Kürdistanin kuzeyindeki Kürtler, Kürdistanin güneyindeki Kürtlerle bölgesel düzeyde iliskilerini gelistirirlerse, o zaman güneydeki Kürtler kendilerini Diyarbekire daha yakin bulucaklar ve Bagdata yakinlasmak istemezler.
Arif Zêrevan: AB Komisyon Raporu açiklandi. Ancak karar 12`ci ayin 17sinde verilecek. Kürtler bugünden Aralikin 17sine kadar ne yapmalidir?
Halid Salih: Kürtler birçok sey yapabilirler. Kürtler, Kürtlerin 12ci ayda unutulmamasi için, AB kurumlariyal iliskiye geçebilirler; bu bir. Ikincisi de, Kürdistanin kuzeyinde Kürtler, kendilerini tanimlamak [yurttas mi, azinlik mi, ulsal azanlik mi, ulus mu?] ve bu tanimi ABye kabul etirmek için çok yönlü bir çalisama yürütebilirler. Ayrica, Kürtler bu sürede, AB örgütlerini Kürdistana götürmelidirler ki, bu örgütler kendi gözleriyle Kürdistandaki durumun ne olduguna tanik olabilsinler. Acaba ABnin simdiye kadar Türkiyeye verdigi paranin ne kadari Kürdistanin kuzeyine sarf edilmistir?
Arif Zêrevan: Eger DEHAP, HAK-PAR ve diger sivil Kürt örgütleri bir araya gelip, kendi taleplerini formüle eder ve bu talepler çerçevesinde bir milyon imza toplayip ABye iletirlerse, bu, ABye nasil bir etki yapacaktir?
Halid Salih: Büyük bir etkisi olacaktir. Eger Kürtler böyle bir çalismaya baslar ve bu çalisma Türk devleti tarafindan engellemezse, o zaman gerçekten Türkiyede reformlarin yapildigina inanilir; yok eger böyle bir çalisma Türkiye tarafindan engellenirse, o da Türkiyenin degismek istemedigini açiga çikaracaktir.
Kürtler, en yakin bir zamanda Brükselde bir konferans düzenleyerek, son dört yilda ABnin Kürdistan kuzeyi için ne yaptigini sormaldirlar. AB temsilcileri, bu konferansa gelip, Kürdistanin kuzeyine ne kadar para harcadiklarini, Kürdistan kuzeyi için AB stratejisinin ne oldugunu açiklamaldirlar.
Kurdistanin kuzeyinde 20 milyondan fazla Kürt yasiyor ve dilleri Kürtçedir. AB her üç raporunu da Kürtçeye de çevirmeliydi ki, Kürtler de ABnin ne yatigini ve niyetinin ne oldugunu ögrenelisinlerdi. Mademki, 20 milyon Kürt ABye katiliyor, o zaman AB hakkindaki enformasonun Kürtçesinin de bulunmasi gerekiyor.
Yasar Kaya: Yeni olusum eski filim mi?
Kürtler ne olduklari konusunda kendileri karar vermelidir