Ecevit's super site

Ana Menu



Bumsuz Köse yazilari


Ecevit yagci

Göç ve Sürgün




Real Bumsuzspor


Gûncel Haberler

Yeni Haberler
Sitemizde her zaman yeni haberler bulabilirsiniz.

»Kitap

»Sinema

»Galeri

»Son Haberler




Bumsuz
Bumsuz, Turkey Forecast
KØBENHAVN Click for Copenhagen, Denmark Forecast
‘Orkestra şefi’ değil toplumsal mutabakat lazım


Devrim Sevimay / SORU-CEVAP

Esref Erdem

35 yıldır CHP çatısı altında siyaset yapan, Eylül 2007’de “Deniz Bey’e sevgim ayrı, fakat biz artık sağa kayıyoruz” diyerek tüm görevlerinden istifa eden Eşref Erdem, “Sadece Kürtler için değil, tüm Türkiye için demokrasi paketi hazırlayalım” diyor

Eşref Erdem, Türkçeyi altı yaşında öğrenen Haymanalı bir Kürt. Aile büyükleri arasında Çanakkale’de şehit olanlar var. (Bir diğer ünlü Haymanalı Selahattin Duman’la anne tarafından akraba.) 1944 doğumlu. Ankara Üniversitesi’nde Fransız Filolojisi okurken yarım bırakıp Harp Okulu’na geçti. Daha geçtiği anda da askerliğin kendisine göre olmadığını anladı. 1972’de “Kara Kuvvetleri Marksist Leninist İllegal Devrimci Subaylar Örgütü” diye bir davadan 34 kişiyle birlikte yargılandı. (34 kişiden biri de Birikim’in yöneticisi Ömer Laçiner.) 18 ay Mamak Cezaevi’nde yattı. CHP’ye ilk kaydını yaptırdığında yıl 1974’tü. Meclis’e ilk 1987’de SHP’den girdi. 1990’da partinin ünlü Kürt raporunu hazırlayanlar arasında yer aldı. Deniz Baykal’ın 1999’da genel başkanlıktan istifa ettiği ilk günden itibaren tekrar dönmesi için uğraştı. Yedi yıl boyunca CHP’nin bir nevi “ikinci adamı”ydı. Ancak Eylül 2007’ye gelindiğinde “Deniz Bey’e sevgim ayrı, fakat biz artık sağa kayıyoruz” diyerek tüm görevlerinden istifa etti.

Medyaya sık çıkmayı sevmiyor

Halen CHP Ankara Milletvekili olan Erdem, medyaya sık çıkmayı sevmiyor. Parti aleyhine olur olmaz konuşmayı da... 35 yıldır siyasette bulunmasına karşın belki de Erdem’in neyi, nasıl düşündüğünü ilk kez okuyacak olanların sayısı az değildir. “Ne yönetimdeyken partiyi açıktan eleştirmek siyaset terbiyesine yakışır, ne de yönetim dışına çıktım diye her fırsatı değerlendirmek” diyen Eşref Erdem bu itinalı suskunluğunu, “CHP ve Kürt meselesi” adına bozdu. Hemen herkesin iyimser bir beklenti içine girdiği her iki başlıkla ilgili dikkat çekici saptamalarda bulundu. Soru-Cevap’ın bu haftaki konuğu Eşref Erdem:

Sizce de Kürt meselesinde “tarihi bir fırsat”ın eşiğinde miyiz?

Ben Sayın Cumhurbaşkanı’nın o sözü sadece psikolojik bir ortam yaratmak amacıyla söylediğini düşünüyorum. İnsanlar kafalarını bu konuya yorsun, bu çerçevede bir diyalog oluşsun diye... Yani bir tür “giriş cümlesi” gibi... Yoksa Gül’ün kafasının arkasında da öyle çok çerçeveli, düzenli bir programın var olduğunu zannetmiyorum.

Cumhurbaşkanı “Ankara’da ilk kez uyum yakalandı” diyor; siz böyle bir uyumu görmüyor musunuz?

Çözüme ilişkin bir irade beyanı olduğuna inanıyorum, ama ‘Çözüm budur, hepimiz bunun etrafında toparlanalım’ biçiminde netleşmiş bir uyumu doğrusu ben henüz göremedim.

Mutabakat ortamı var mı, yok mu?
Ankara’da “Çözüm budur” diyecek olan kim sizce; orkestra şefiH kim olmalı?

Kürt sorununu çözmeye tek bir şefin iradesi yetmez. Bu öyle bir mesele ki ana başlıklarda tüm Türkiye’nin toplumsal mutabakatı gerekir. Şef kim olursa olsun, ne derse desin, eğer hâlâ toplumun önemli bir kesiminden tepkiler yükseliyorsa Kürt sorununda adım dahi atamazsınız. Zaten ben “fırsat” benzeri sözlerin de asıl bunu ölçmeye yönelik söylendiğini düşünüyorum. Bir mutabakat ortamı var mı yok mu, şu anda bence öncelikle buna bakılıyor.

Peki o mutabakatın sağlanmasında kilit rol kimin?
Bunu tek başına ne AKP ne CHP ne de diğer aktörler yapabilir, ancak Ahmet Türk’ün de ifade ettiği bir gerçek var ki, bu iş CHP olmadan olmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temeline harcını koymuş bir parti CHP. Dolayısıyla hem devleti hem de toplumu daha sağlıklı düşünebileceği, daha soğukkanlı bir alana çekecek olan da odur.

Nasıl yapacak bunu?
Doğruyu söyleyerek... Doğruyu söylemek de şu: Bir siyasi partinin lideri risk almalıdır. Riski olumsuz anlamda kullanmıyorum. Herkesin kendi iç dünyasında arzu ettiği, ama bir türlü söyleyemediği şeyi çıkıp hararetle savunabilmek, açıkça söyleyebilmektir risk almak... Koşullar ne olursa olsun tutarlı ve sürekli bir biçimde doğru bildiğinizi söylemek... O söylediğiniz şey belki bir yıl, iki yıl tepki çekebilir, ama bir süre sonra bir bakarsınız, o doğruyu herkes konuşmaya başlamış, büyük bir mutabakat oluşmuş.

Mesela ne söylenerek yapılabilir bu?
Mesela bu ülkede bir lider grup konuşmalarında beş yıl süreyle “Ne var arkadaşım, Türkiye bölünmüyor, bizim bölünme diye bir konumuz yok, bu noktadan kurtulalım ve artık bir araya gelip, konuşalım” diyebilmeli. Eğer deseydi...
Vatandaş da o noktaya gelir miydi?
Gayet tabii gelirdi. Ama tam tersine son üç beş yıldır CHP’nin söyleminde sürekli “Herkes Türk milletinin parçasıdır” diye bir kampanya yürütüldü. O zaman da ne oldu; soldaki bir partiden dahi bunları dinleyen vatandaş kendisiyle terörist arasında kalın bir çizgi çekilmesini ister hale geldi. Bizim giderek milliyetçi ve şovenist bir çizgiye kayan, belli çevrelerin tedirginliklerine göre tavır alan bu endişeli ruh halimiz, vatandaşın da ruhunu etkiledi.

Sonuç?
Sonuç; tarihinde ilk defa MHP ile bizim aramızda olağanüstü bir oy geçişi yaşandı 29 Mart’ta... Bu çok çok önemli bir kırılmadır. Hiçbir şekilde MHP’ye oy vermeyecek CHP seçmeni ilk kez kitleler halinde MHP’ye oy verdi.

Sizce hangi saikle yaptı bunu CHP’li seçmen?
“Ulusalcılık” diye bir kavram çıkardık; CHP’liler ona dayanarak şöyle düşündü; “A ilinde MHP’nin adayı güçlü. AKP’li seçileceğine, nasılsa bunlar da bizim gibi ulusalcı, bunlara verelim.” Sırf bu yüzden CHP’liler Anadolu’da büyük oranda MHP’ye oy verdi. Oysa ulusalcılıkla milliyetçiliğin arasındaki fark bıçak sırtı kadardır. İki söze fazla bastırdın mı ırkçı-milliyetçi bile olursun. Bizim ise içinde böyle şovenliği barındıran tanımlara hiç ihtiyacımız yok. Bizler zaten toplumun çıkarlarını kişisel çıkarlarının önüne koyan “yurtseverleriz”, bizim duracağımız yer belli.

Kurumsal olarak CHP sizce şu anda nerede duruyor?
CHP, Sayın Mustafa Özbek’in sendikasına, televizyonuna 20 milletvekiliyle gidiyor. Özbek’in siyasi düşüncesi herkesçe malum; peki KESK aranırken neredesin? O zaman niye kimse görmüyor oralarda seni? Belki bazı arkadaşlarımız bireysel olarak KESK’e de gittiler, bu da olumludur, ama asıl dikkat edilmesi gereken CHP’nin parti olarak tercihini ortaya nasıl koyduğu ve nasıl algılandığıdır. Nasıl Türk Metal Sendikası aranırken bir grup halinde gitmişse, aynı duyarlılığı KESK için de gösterilmesi gerekirdi. Hatta asıl tercihin burası olması CHP’ye daha yakışan bir tablo olurdu. Çünkü toplum saf değil. Böyle bakıyor, gözünden kaşından senin ne demek istediğini anlıyor, kime ne kadar yakın olup olmadığını izliyor.

Nedir sizce CHP’yle KESK’in arasına giren?
KESK’in eski genel başkanı İsmail Tombul bir gün partiden randevu almakta zorlandığını söyleyerek bana gelmişti. O zaman aynen şunu demişti; “Bizimki sol bir sendika. Bunun içinde DTP’lisi var, Dev-Yol’cusu var, osu var busu var. Ama nihayetinde bir tercih söz konusu olsa bizim tüzel kişilik olarak yanında mücadele edeceğimiz yer CHP.” Şimdi siz bunu diyen bir sendikayı yok sayıyorsunuz. Yok efendim üyelerinden Eğitim-Sen’in tüzüğünde “ana dilde eğitim” yazıyormuş. Yazar, bana ne, adam sendikacı yazmış. Çıkarım karşısına açıkça fikrimi söylerim, hatta telkinde bulunurum, ama yok saymam, korkularla hareket etmem. Fakat biz son altı-yedi yıldır tamamen böyle hareket ediyoruz.

Ne oldu altı-yedi yıl önce?
Bilemiyorum, ama özellikle 2004-2005’ten beri sanki Deniz Bey gitti, yerine başka bir Deniz Bey geldi. Oysa cümle alem bilir, henüz 33 yaşında bir bakanken nasıl kürsüden solun da sosyalist kanadına yakın yaptığı konuşmaları; ne kadar cesur bir siyasetçi olduğunu... Kaldı ki kendisi benim hâlâ çok sevdiğim, saydığım biridir. Konjonktür korkusu ve telkinler

Öyleyse değişen ne?
Bakın ben Deniz Bey aleyhine konuşmaktan hiç hoşlanan birisi değilim, ancak eğer bir liderin cesaretinde eksilme olursa konjonktür korkusunun ve çevresinden gelen telkinlerin etkisinde kalmaya başlar. Sanıyorum Deniz Bey’de de böyle oldu. Madem solun oyları yetmiyor, madem konjonktür sağa kayıyor, öyleyse yükselen milliyetçi dalganın üstüne binilerek iktidar olunurmuş gibi geldi. Ne oldu; 1993 programımıza giren “Kürt sorunu” lafı 2008 programından çıktı. Ya da 27 Nisan bildirisi internete konduğunda bizim iki ayrı genel başkan yardımcımız çıkıp destekleyen açıklamalar yaptı, ama karşı durma cesareti gösterilemedi. Şimdi böyle bir tutum benim 33 yıldır tanıdığım Deniz Bey için ciddi bir değişim gerektiriyor. Ve ben bu değişimde belli çevrelerden somut telkinler olduğunu, bazı arkadaşlarımızın o telkinlere aracılık ettiklerini düşünüyorum.

Nereden gelen telkinler?
Bir kurumu temsil eden kişiler midir, dışarıdan mıdır, emekliler midir, bilemem, ama bazı arkadaşlarımızın oralardaki ruh halini gelip buraya aktardığını zannediyorum. Bu da tabii bir süre sonra CHP’yi vatandaşın gözünde “Eyvah, bunlar Silahlı Kuvvetler gibi konuşmaya başladılar” noktasına getirdi. Partide giderek “vatandaştan çok çabuk oy almaya dönük”, şovenist bir anlayış egemen olmaya başladı. 301’i sahiplenir hale geldik. Özgürlükleri, insan haklarını, işkenceyle mücadeleyi sözlüğümüzden çıkardık. 22 Temmuz öncesindeki “MHP-CHP koalisyonu” senaryolarına sessiz kaldık.

Peki tüm bunlardan rahatsız idiyseniz niçin daha önce istifa etmediniz?
Genel seçimden önce istifa etmem partiye zarar verirdi. Ama asıl daha önemlisi ben hep Deniz Bey’in yeniden risk almaya başlayacağı günleri bekledim. Çünkü onu yaptığı anda milyonları peşinden sürükleyeceğini görüyordum.

Sizce şimdi bu Kürt açılımıyla risk almaya başladı mı?
Son çıkışları gerçekten ümit verici, ama bence şu anki Deniz Bey yapabileceğini yaptı, daha fazlasını yapabileceği kanaatinde değilim. Bir keresinde kendisine “Barış için gerekiyorsa genel af da düşünülebilir” dediğimde, “Bunu ne sen söylemiş ol, ne de ben duymuş olayım... Sakın kimseye de anlatma” demişti. Dolayısıyla ben Deniz Bey’in “Silahı bırakıp gelip teslim olsunlar, gerisini sonra düşünürüz”den öteye gideceğini sanmıyorum.

Yalnız bu son sözlerinize herhalde herkesten önce de CHP seçmeni kızacaktır?
Yok, gittiğim yerlerde konuştuğum zaman çok olumlu tepkiler alıyorum CHP’lilerden. Kaldı ki içinde kızanı da olabilir, ama milyonlarca sessiz seçmen var ki onlar asıl tam da böyle cesur, Türkiye’nin bu en önemli sorununa yön verecek bir CHP’yi bekliyor. H Murat Yetkin’in Radikal’de 1 Haziran tarihli yazısının başlığı.

Kurultay kazanmanın tek bir yolu var “CHP’den artık bir şey olmaz, başka parti şart” diyenlere katılıyor musunuz?
Hayır, çünkü tabanın hâlâ büyük bir bölümü CHP’den beklentisini muhafaza ediyor. Bu beklenti tamamen bitmeden kendinize sosyolojik bir taban oluşturamayacağınıza göre yeni bir parti çok zor.

Sizin formülünüz ne?
CHP’den beklenti devam ediyor dedik, ama o kitlenin büyük bir bölümü de “Genel başkan değişirse ciddi bir hareketlenme olur, parti hamle yapar” diye düşünüyor. Dolayısıyla bence en doğrusu bu talebi göz önüne alıp, parti içinde ciddi bir değişim için kolları sıvamaktır.

2008 kurultayında desteklediğiniz aday 15 oy almıştı; “Kolları sıvanız ne olacak” diyen çıkabilir?
Doğru, o 15 oy partideki kilitlenmeyi gösteren önemli bir işarettir. Kaldı ki ben o zaman dahi böyle olacağını biliyordum ve o süreçte birtakım hatalar yapıldığını görüyordum. Fakat benim meseleye baktığım pencere bu değil. Çünkü ben birçok delegenin içi nasıl kan ağlayarak oy verdiğini de gayet iyi biliyorum.
Delegeden hâlâ ümidiniz var yani?
Var, ama kastettiğim kongre zamanı gidip delege delege dolaşmak değil. Bu iş öyle olmaz. Eğer mevcut delege sistemine rağmen kurultay kazanmak istiyorsanız tek bir yolu var: Hem delegeyi, hem de sol tabanın tamamını heyecanlandırıp, ayağa kaldırmak.

Bu nasıl yapılabilir?
Bu ancak ciddi bir program ve ideolojik farklılıklarınızı çok kalın çizgilerle çizerek, soldan ve sosyal demokrasiden ne anladığınızı topluma anlatarak olur. Eğer bunu yapıp, bir de bizim kuşağın Ecevit’i gibi birini çıkarırsanız öyle bir kamuoyu baskısı oluşur ki, işte o baskı kurultay delegesini kuşatır. Biz bunu Erdal Bey ile Deniz Bey’in çekiştiği kurultayda yaşadık. Sırf oluşan o baskı yüzünden üç kurultayın üçünü de İnönü kazanmıştı.

Var mı aklınızda bir aday?
Yok, ama kendisinin çağdaş bir sosyal demokrat olduğuna, CHP’yi alıp götüreceğine inandığım bir kadro veya bir aday ortaya çıkarsa her şeyimle o hareketi desteklerim.

Kürt açılımı, büyük demokrasi paketinin içinde sunulmalı
Söyleşimiz içersinde “Ankara için birinci şart toplumsal mutabakat oluşturmak, ikinci şart doğruları söyleme riskini almak” diyen Erdem’in sonraki ilk üç maddesi özetle şöyle:
1- Meseleyi sadece bir Kürt açılımı olarak görmemek gerekiyor. Bu öncelikle bir demokrasi meselesi, Kürt meselesi de onun sadece bir parçası. Dolayısıyla sadece Kürtler için değil, tüm yurttaşlar; işçi, köylü, öğrenci, kadın-erkek herkes için bir demokrasi paketi hazırlamak, Kürt meselesine de onun içinde yer vermek gerekiyor. Eğer herkesin talebine aynı anda yanıt verirseniz toplumsal mutabakatı da kolaylaştırmış olursunuz.
2- Kürt sorunu ne sadece ekonomiktir, ne siyasidir ne de sosyaldir. Entegre bir proje ve aynı anda uygulama gerekir. Önlemlerden biri önce, diğeri sonra alınırsa bölgede denge bozulur. Tabii zamanı geçtikten sonra alınan hiçbir önlemin de önlem olma niteliği yoktur. Lider, testi kırılmadan tedbir alandır.
3- “PKK bitti, sıkıştı, fırsat budur” gibi ifadeler gerçekçi olmayan, iç politikaya dönük mesajlardır. Zamanında Sayın Çiller de hepsini yok etmişti. Ancak bu sorun öldürmekle bitmiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu 29 Mart’tan sonra hata yaptı
Kendinizi Önder Sav’a yenilmiş hissediyor musunuz?

Yarışmıyordum ki yenileyim? Yakışır mı bana Önder Sav’la yarışmak?..
İstifadan sonra ne değişti hayatınızda?
Kendimi müthiş rahatlamış hissediyorum. Vicdanının sesini dinleyip, onun gereğini yapması kadar insana huzur veren bir şey yok.

Yönetimdeyken göremediğiniz ne varmış CHP’de?
Kitlelerle aramızdaki kopukluğun bu denli büyük olduğunu ben ancak ayrıldıktan sonra anladım.

Gürsel Tekin formülü o kopukluğu aşabilir mi?
Çok çalışkan bir arkadaşımız, ancak mesela “çarşafa rozet” hem o çarşaflılar için yazıktır hem de CHP için. CHP toplumda bir heyecan uyandırmak istiyorsa bunu programı ve kadrosuyla yapacak.

Kılıçdaroğlu heyecanı partiye iyi geldi mi sizce?
Geldi, ama Kemal ne yazık ki o şansını kaybetti. 29 Mart’tan sonra grup başkan vekilliğine dönmesi büyük hata. Sade milletvekili olarak kalıp gerektiğinde Baykal’a rağmen söz söyleme hakkını saklı tutmalıydı.

Belki de kavgasız bir şekilde Baykal’ın uygun gördüğü anda bırakmasını bekliyordur?
Bence Kemal böyle bir beklentiye girmiş olabilir, ama bu tip bir tutum da liderlik vasfıyla pek bağdaşmaz. Liderlik başka bir şeydir.





Google
© Copyright - 2005 Bumsuz.net Websitesi. All rights reserved.
Webmaster: Ecevit Yagciecevit01@yahoo.dk

Sponsorlar

Reklam vermek istiyorsaniz e-mail´lime yazbilirsiniz. ecevit01@yahoo.dk


Galeri

cocuklar1.jpg
cocuklar1

oskayaylasi1.jpg
oska yaylasi

cesme.jpg
cesme.jpg

koy6.jpg
köy

ANKET

Bumsuzun en büyük sorunu?
Su
Yol
Göc
Baska
Pollhost.com

Kitap

Kitaplar

Sinema

Sinema

22 Nisan´dan itibaren Kopenhag Park Bio ve Aarhus Øst for Paradis sinemalarinda

Sinema düskunlerine müjde, artik Danimarka'da gösterime girecek filimlerin ne zaman ve nerde göterilecegini bu sayfadan takip edebilirsiniz.