
Ana sayfa
Kürt anasini görmesin!
Ali Riza Taskale
Zaman
Kimdir Kürt? Kimlerdendir? Dagdan mi gelmistir, yoksa bagdan mi kovulmustur? Kürt kelimesi, bizim toplumsal skalamizda nereye oturuyor? Bu, kimligi olmayan 'sözde vatandas' yasamimizin hangi kösesinde kendine bir yer buluyor? "Türkiye Türklerindir", "Türk'ün Türk'ten baska dostu yoktur" vs. cümlelerinin ülkenin dagini/tasini, köyünü/kentini, caddesini/mahallesini, gazetesini/televizyonunu kapladigi bu diyarda, Kürt ne anlam ifade ediyor bizler için, herkes için? Sahiden "Türk'ün Türk'ten baska dostu yoktur" derken, "Türk'ün Türk'ten baska dostu vardir; o da Kürt'tür" diyebilecek olgunluga erisebilecek mi bu topraklar?
Türkiye'de yasayanlar, Kürtler üzerine hayata kazinmislari bilirler. Iste onlardan birkaçi: "Istanbul'a gelmesinler, Ankara ya da baska büyük kentlere de gelmesinler, tatil bölgelerine de gitmesinler, Irak'taki soydaslariyla gönül bagi kurmasinlar, kendilerine ait bir dilleri oldugunu öne sürmesinler, DTP'ye oy vermesinler, Meclis'te temsil edilmesinler, isportacilik yapmasinlar, tezgâhtarlik da yapmasinlar, bir araya gelmesinler, sokaklarda çok dolasmasinlar, aralarinda Kürtçe dedikleri seyi konusarak alenen ortaklikta olmasinlar, yurtdisina filan gitmesinler, gidenleri de bir araya gelip dernek filan kurmasinlar, maazallah Irak'a da gitmesinler, oturduklari yerlerdeki ekonomik ve sosyal kosullardan sikâyet etmesinler, dirdir yapmasinlar, mümkünse tiplerini degistirsinler; sarisin ve yakisikli olsunlar". Kürtlerin sehirlerde, daglarda, Kerkük'te ve dünyanin her yerinde bir sorun olarak karsimiza dikilmesinin ardinda ne var sizce?
Farkinda miyiz, ötekilestiriyoruz...
'Yahudi Psikanalist' Freud, Slovaj Zizek'in altini çizdigi gibi, Nazi ideolojisinin tirmanis dönemine denk düsen Monoteizm ve Tek Tanrili Dinler'de Yahudi kimliginin mihenk tasi olan Peygamber Musa'nin kökeninin gerçekte Misir oldugunu yazmisti. Eger Musa Misirli ise, Yahudi kimliginin otantikligi yok demektir. Baska bir deyisle, "Yahudi yoktur" diyor Freud anti-Semitizm'e cevaben. Musa'nin kökenine iliskin tezin dogrulugu-yanlisligi bir yana, ilginç soru su: Niçin bu stratejiyi seçerek en basta Yahudi'yi kimliginden ediyor Freud? Bu soruyu ilk asamada Zizek'in milliyetçiligi tartismak için kullandigi, tren seyahatinde karsilasan bir Polonyali ile bir Yahudi'ye dair 'Yahudi fikrasi' ile yanitlayalim.
Vagonda Yahudi'yle karsilikli oturan Polonyali, hazir rastlamisken punduna getirip, Yahudi'den zengin olmanin sirlarini ögrenmek istemektedir ve sonunda merakini yenemeyip, muhabbetin bir yerinde sorar: "Söyler misin, siz Yahudiler insanlarin cebini son kurusuna kadar bosaltip servet biriktirmeyi nasil basariyorsunuz?" Yahudi cevap verir: "Tabii söylerim; ama bedavaya olmaz, önce bana 5 zloty ver." Yahudi bu parayi aldiktan sonra anlatmaya baslar: "Önce ölü bir balik bul, kafasini kes ve içine içi su dolu bir bardak yerlestir. Sonra gece yarisi, ay tam tepedeyken, bir bardagi bir kilisenin bahçesine göm..." Polonyali açgözlü bir tavirla, "Ee" diye sözünü keser, "Bütün bunlari yaparsam, ben de zengin olur muyum?" "Öyle hemen olmaz" diye cevap verir Yahudi, "Daha baska seyler de yapman lazim; ama geri kalanini ögrenmek istiyorsan 5 zloty daha vermelisin!" Yahudi parayi aldiktan sonra hikâyesine devam eder: "Seni asagilik herif, ne yapmak istedigini anlamadim mi sandin? Bu isin sirri mirri yok, sen sadece cebimi son kurusuna kadar bosaltmaya çalisiyorsun!" Yahudi sakin sakin, uysal bir tavirla cevap verir: "Iste simdi biz Yahudilerin bu isi nasil yaptigini anladin..."
Bu fikrada, Zizek'in önemli buldugu nokta, Yahudi'nin Polonyaliyi aldatmamis olmasi, sözünü tutup ona insanlarin cebini nasil bosaltabilecegini ögretmesi ve Polonyalinin farkinda olmaksizin gerçegi söylemesidir; bu gerçek orada 'sir' olmadigi gerçegidir. Çünkü Yahudi'nin 'sirri', "Polonyalinin Yahudi hakkindaki fantezisinden -ya da 'bizim', 'onlarin' davranis kaliplarina, kimligine özgü beklentilerimizden- baska bir sey degil aslinda. Ayni nedenle, Polonyalinin aldatildigini söyleyemeyiz; aldatiliyorsa bile, bunun nedeni Yahudi degil, kendisinin 'ötekine' (Yahudi'ye) ait fantezileridir." Bizim de Kürtlere karsi besledigimiz duygularin temelinde, onlari ötekilestirip fantezi dünyamiza hapsettigimiz gerçegi olmasin? Ya da onlara karsi hissettigimiz sey, tam anlamiyla 'içimizdeki terör'ün bir yansimasi olmasin?
Insani gidikladigi kadar isaret ettigi tuhaf insanlik hali nedeniyle derin derin düsündüren bir fikra da bizden verelim: Bir Lazla bir Kürt birlikte idam sehpasina çikarilir. Cellât, iki kurbanindan önce Kürt'e son arzusunu sunar. Kürt, "Anami görmek isterim" der. Cellât, "Kabul" deyip Laz'a döner; "Senin son arzun nedir?" Laz cevaplar; "Kürt, anasini görmesin."
Bu iki fikranin bize gösterdigi su: Semptom yoksa kimlik de yoktur. Yahudi figürü olmasaydi Nazi milliyetçiliginin söyleyebilecegi pek bir sey de olmayacakti. Ayni sekilde, Kürtler de olmasaydi, Türklerin söyleyecek hiçbir seyleri olmayacakti. "Kimligin ardindaki travmatik boslukla karsilasmayi semptom sayesinde (ve 'öteki' pahasina!) yapay bir sekilde önleyerek illüzyonlarla yasayabilir insan; bunu seçmeyenler içinse, semptomu yorumlamak tek çare." Ve semptomu yorumlamanin mantiki uzantisi, semptomla özdeslesmek (ki Lacanci etik de bu sekilde beliriyor): "Biz hepimiz Kürt'üz" diyebilmek. Ya da: Biz hepimiz zenciyiz, Ermeni'yiz, Alevi'yiz...
Çikis noktasi olarak, toplumu ve toplumsal baglari homojen, antagonizm içermeyen statik bir 'bütünlük' olarak görmekten vazgeçmek gerekiyor. Vazgeçmemiz gereken bu 'makro' bakis, ister istemez, bir semptom olarak 'öteki' figürüne ihtiyaç duyacaktir. Bunun tersine, sadece Lacan, Zizek degil, Levinas, Derrida gibi birçok baska filozofun da öne sürdügü gibi, toplumsalligi 'ötekine' karsi duyulan bir sorumluluk çerçevesinde yeniden tariflemek gerekiyor. Etik/politik tavir da, böylece, 'millet', 'biz' gibi baglarin gerektirdigi/dayattigi normlari, kurallari ve inançlari izlemekte degil, bunlari öteki ile karsilasma çerçevesinde yeniden gözden geçirmekte belirecektir. 'Öteki' sadece yakinimizda olusandan ötürü bile bizi bu yeniden düsünmeye, 'refleksiyona' zorlayan kisi.
Içimizdeki terörle yüzlesmek...
Etik tavir, 'biz' ya da 'ötekinin' kimligine iliskin sorulardan ve hatta 'toplum'dan önce gelen bir tavir. Öteki ile karsilasma, toplumsal bagin kendisinin kurulmasi için yapisal olarak gerekli; zira yabanci figürü olmadan ne 'biz'den ne de 'onlar'dan söz edebiliriz. Öteki olmazsa, tam da varligini öteki ile karsilasmaya dayandirdigi için, toplumsal bag da yok olmaya mahkûm (Bu nedenle Yahudi kiyimi, Nazizm'in de yikimi ya da toplumsal akiskanligin kendini yok etmeye yönelen 'ölüm çizgileri'ne dönüsmesi anlamina gelmiyor mu?).
Kürtler su anda çiplak ve çiplaklik, gerçek bir kimligin olusumu engellendiginde ortaya çikar. Bu çiplaklik, toplumsal baglam tarafindan imkânsiz kilindiginda dagilan performansa dayali sahte bir kimligin parçasidir. Bu noktadan sonra, Kürtleri sevdigimizi söylememiz de, bu sahte kimligi yeniden üretmekten baska bir ise yaramayacaktir. Peki, bütün bu belirtilenlerden sonra, içimizdeki terör nereye oturuyor? Kürtler neden sürekli 'içimizdeki terör'ün ve 'içimizdeki fasizm'in görünür/gönüllü kurbanlari oluyorlar? Neden onlardan nefret ediyoruz? Sürekli böyle düsünmekle, Kürtleri agir agir öldürmekte oldugumuza inanmiyor muyuz? En büyük kötülük bu degil mi, insanin agir agir ölmekte olusu? Bu tersine dönüs, ruhumuzun derinliklerine islemis durumda. Bunun çözülmesinin tek yolu, ardinda gizlenen terörle yüzlesip onu güncellestirmektir. Çünkü her birimiz, gerçekle karsilasmaktan duydugumuz korkunun tutsagiyiz. Bachmann ne demisti: "Insanin gerçek ölümü, hastaliklardan degildir, insanin insana yaptiklarindandir."
Içimizdeki terörle yasanilacak yüzlesme, kendiliklerin de daha bir güzel ortaya dökülmesini, ifade alanlari bulabilmesini saglayacak. Kendiligimizin asil kurbani 'içimizdeki terör', 'içimizdeki yabanci' ve 'içimizdeki fasizm' çözülecek. Bu kendilik, tüm sürecin gerçegini görmeyi neredeyse imkânsiz hale getiren bir itaat tarafindan çarpitilmis bir kendilik olmaktan çikacak. Iste tam da burada, biz Kürtleri yeniden görecegiz. O zaman içimizdeki yabanci olan Kürtlerle iliski kuracak ve böylece kendimizi yeniden taniyacagiz. Çünkü unutmayalim ki, bir yabanciyi nasil düsündügünüz, onunla nasil iliskili oldugunuzdan bagimsiz degildir; yabanciyla nasil iliskili oldugunuz da kendinizle nasil iliskili oldugunuzdan bagimsiz degildir. Yani, Kürtleri tanimakla aslinda kendinizi taniyacaksiniz. Kürtlere bakin, onlarda kendinizi göreceksiniz.