
Ana sayfa
OSMANLI’DAN BUGÜNE 1: Kürt milliyetçiliginin ‘geç’ dogumu
Taraf/AYSE HÜR
Milli Mücadele’nin baslarinda, Mustafa Kemal, Kürt asiret reislerine çektigi telgraflarda ordu komutanlarina ve Sovyet Rusya Disisleri Komiseri Çiçerin’e yazdigi mektupta, bazi meclis konusmalarinda ‘Kürdistan’ terimini kullaniyordu
BASLARKEN
PKK’nin 1984 Eruh baskinindan bugüne dek, Avrupa’nin en büyük, dünyanin altinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, 20 bin civarindaki PKK üyesini etkisiz hale getirmek için 300 bin askerini ve 67 bin korucuyu seferber etti. 14 ilde 1987-2002 arasinda “Olaganüstü Hal” (OHAL) ve sikiyönetimler ilan edildi. Bunlar tam 57 kez uzatildi. 24 kez sinirötesi operasyon yapildi. Resmî rakamlara göre 14 yilda 96 milyar dolar harcandi. Bazilari bu rakamin aslinda 400 milyar dolar oldugunu söyledi. Resmî rakamlara göre Türk tarafindan asker-sivil 10 bini askin kisi hayatini kaybetti, bir o kadari da yaralandi, sakat kaldi. PKK mensubu ya da yandasi 25 bini askin kisi ‘etkisiz hale getirildi.’
AD KOYAMAMAK • Yedi yil kulagimizin üstüne yattiktan sonra 2006’dan itibaren tekrar tirmanan ‘düsük yogunluklu çatisma’ durumunun bilançosu hakikaten vahim. Yürekleri daglayan ölüm haberleri, sadece ilan edilmemis bir savasin sürdügü bölgede degil, tüm ülkede yasanan ama tam dökümünü bilmedigimiz ekonomik, sosyal, psikolojik yikimlar, Ayvalik örneginde ürkerek izledigimiz türden ‘Türk’ ve ‘Kürt’ toplumlari arasinda yükselen düsmanlik hali ve daha nicesi. Damadi gazeteci Metin Toker’e bakilirsa, Ismet Inönü “Daha Cumhuriyet’in kurulusuyla birlikte düsünmeye basladi bu Kürtleri ne yapacagiz diye?” demisti. (Aktaran Hasan Cemal 26 Ekim 2007 Milliyet) Yani, sorun bazilarinin göstermek istedigi, 1984’te PKK’nin Semdinli ve Eruh baskinlariyla baslamadi. Aksine Cumhuriyet’le yasit. Tam 85 yildir, ‘sekavet’, ‘eskiyalik’, ‘asayissizlik’, ‘feodalizm’, ‘geri kalmislik’, ‘modernlesme karsitligi’ gibi baglamlarda ele aldigimiz bu meseleye ‘Kürt Meselesi/Sorunu’, ‘Terör Meselesi’ ya da ‘dis mihraklarin isi’ adi takmanin tarihçesi oldukça yeni. Yani PKK bir neden degil bir sonuç. Adi dogru koyulamadigi için, meselenin nasil bitirilebilecegi konusunda da uzlasma yok. Eskiden ‘harekât’, ‘tedip’, ‘tenkil’, ‘sürgün’ ve ‘imha’, ‘asimilasyon’ gibi zorbalikla çözülmeye (!) çalisilan sorun simdi de benzer yöntemlerle ele aliniyor. Kimi, PKK’yi tepelemek, kimi yerel yönetimleri ele geçirmek, kimi Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgesine yatirim yapmak, kimi Kuzey Irak’a girmek, kimi Batili ülkelere ültimatom çekmekten söz ediyor. Ama pek az kimse, bu ülkenin dört bir yaninda Türklerle iç içe yasayan, onlarla birlikte as ve is pesinde kosan, onlarla birlikte gülen aglayan siddete bulasmamis Kürtlerin ne istedigini sormuyor. Sormak ne kelime Kürtlerin en azindan belli bir bölümünü temsil eden HEP, DEP, HADEP, DEHAP ve nihayet DTP gibi partiler devlet katinda, medyada ya da sivil toplumda sürekli yok sayiliyor, tahkir ediyor veya dislaniyor. Benzer muamele, Türkiyeli Kürtlerin akrabalari olan Irakli Kürtlere karsi da yapiliyor.
EMPATI EKSIKLIGI • Bunun bir de öteki yüzü var. Tarihi devletin izin verdigi ölçülerde ögrenebilen Türk tarafi, ‘Kürtlerin karda yürürken kart kurt sesi çikardigi için Kürt adini almis bir Türk boyu’ olmadigini yeni idrak etmeye basladi ama, Kürtler arasindaki farkliliklari, Kürtler ile PKK, PKK ile Kürt milliyetçiligi, milliyetçi taleplerle kültürel talepler, kültürel taleplerle insan haklari gibi olgular, kavramlar arasindaki iliskileri kurmakta zorluk çekiyor. Özetle, Kürtlerin (ve onlara destek veren uluslararasi toplumun) kendilerinden ne istedigini bir türlü anlayamiyor. Gerçi Kürtler bu saptamaya çok kiziyorlar ve “85 yildir söylüyoruz, duymuyorsunuz, anlamiyorsunuz, anlamak istemiyorsunuz” diyorlar. Ama Aralik 2004’de International Herald Tribune’ün Avrupa baskisi ile Le Monde‘a verdikleri 200 imzali ‘Kürtler ne istiyor?’ baslikli ilandan sonra çikan tartismalardan hatirliyoruz ki, henüz Kürtlerin kafasi da ne istedikleri konusunda berraklasmis degil. Federal haklarla esnetilmis üniter devletten ekolojik topluma, Kemalizmi referans alan demokratik konfederalizmden bagimsiz ulus-devlete kadar pek çok projenin yandasi var. Üstelik bazen ayni kisiler, birden fazla projeyi ayni anda savunuyorlar. Yani her iki taraf da hakli. Ne Kürtler taleplerini derli toplu, açik, net anlatabiliyor, ne Türkler onlari anlamak istiyor. Bunlara ek olarak, her iki taraf da ‘Türkler’ ve ‘Kürtler’ gibi ‘yaratilmis’ kategorilerle konusmanin mahzurlarini yasiyorlar. Halbuki ne yekpare bir ‘Türklük’ ne de yekpare bir ‘Kürtlük’ var. Ama en kötüsü, her iki tarafin büyük bir kesiminin, meseleye milliyetçi paradigma içinden bakmasi. Çünkü her milliyetçilik gibi, Türk ve Kürt milliyetçiligi de digerini ‘ötekilestirerek’ kendini tanimlayabiliyor. Bu yazi dizisinde, iki halk arasinda modern çaglardaki iliskilerinin tarihçesini, milliyetçi paradigmalardan haberdar olarak ama onlarin esiri olmadan özetlemeyi amaçliyorum. Çünkü konu, ciltler dolusu kitapla bile anlatilmayacak kadar karmasik ve derin. Bu özetten hareket ederek, merak ettiginiz basliklari daha derinlemesine inceleyebileceginizi umuyorum. Elbette, gerek yer sinirliligi yüzünden, gerekse benim bilgisizligim ya da unutkanligim yüzünden atlanmis önemli noktalari sizlerin elestiri ve katkilariyla ilerde tamamlarim.
KENDI VAR, ADI YOK BIR ÜLKE: KÜRDISTAN • ‘Kürdistan’ terimi ilk kez, son Büyük Selçuklu Sultani Sancar Bey’in (ö. 1157) merkezi bugünkü Iran’in Hemedan kentine yakin Bahar kenti olan ‘Kürdistan Eyaleti’nde kullanilmisti. Kürdistan adi, cografi bir terim olarak, Kanuni Sultan Süleyman 1525 ve 1553 tarihli fermanlarinda da vardi. I. Ahmet 1604 tarihli fermaninda ‘Umum Kürdistan’ terimini kullanmisti. 17. yüzyil yazari Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde ayrintilariyla ‘Kürdistan’ bölgesini ve sehirlerini anlatmisti. Sadrazam Mustafa Resit Pasa 1847 yilinda yönetim birimi olan ‘Kürdistan Eyaleti’ni kurdu. 13 Aralik 1847 tarihli Takvim-i Vekayi‘de yayinlanan düzenlemedeki eyaletin merkezi Ahlat’ti ve Diyarbakir, Mus, Van, Hakkâri, Cizre, Botan ve Mardin’i kapsiyordu. Merkez sonra sirasiyla Van’a, Mus’a ve Diyarbakir’a tasindi. 1856’da bu eyaletin sinirlari yeniden düzenlendi, 1864’te ise Diyarbakir ve Van vilayetlerine bölünerek son buldu. Dahiliye Naziri Mehmed Ali Bey’in Hariciye Naziri Ferid Pasa’ya gönderdigi 13-14 Nisan 1335/1919 tarihli tezkirede bakilirsa bu tarihte de Kürdistan, Ermenistan, Kürt gibi terimler hiçbir komplekse kapilmadan kullaniliyordu. Milli Mücadele’nin baslarinda, Mustafa Kemal’in, Kürt asiret reislerine çektigi telgraflarda, Sovyet Rusya Disisleri Komiseri Çiçerin’e yazdigi mektuplarda, bazi Meclis konusmalarinda ‘Kürdistan’ dedigini, Birinci Meclis’in Dogu’dan gelen üyelerine Kürdistan milletvekili dendigini biliyoruz. Ama 1923’ten itibaren belgelerde bölgeden Vilayat-i Sarkiya veya Sarkî Anadolu olarak söz edilmeye basladi. 1930’larda Sark, 1950’lerde Dogu ve Güneydogu Anadolu, 1960’larda Kalkinmada Öncelikli Yöreler, 1984’ten 2002’ye kadar OHAL Bölgesi dendi. Bugün ise belirgin bir adi yok ama Kürdistan adini telaffuz etmek adeta tabu haline geldi. Öyle ki, Irak’ta resmi adi ‘Kürdistan Bölge Yönetimi’ olan idari yapi için bile ‘Kuzey Irak’taki olusum’ gibi garip bir terminoloji kullaniliyor. Iran’daki Kürdistan bölgesinden ise çok az kimsenin haberi var.
Osmanli Devleti’nde, 1839’da Tanzimat ilanindan sonra yasanan ilk ciddi Kürt ayaklanmasi Cizre’deki son Botan Emiri Bedirhan Bey’in 1847’deki ayaklanmasiydi ama bu birakin milliyetçiligi, ‘Kürtlük bilinci’yle bile degil, merkezî devlete karsi yetke alanini genisletmek için yapilmis bir baskaldiriydi. Yillarca merkezle isbirligi içinde yöredeki Kürt asiretlerine hükmeden Bedirhan Bey, bir süre sonra gücünün büyüsüne kapilmis, önce devletin Hiristiyan tebaasindan Nasturilere saldirmis, arkasindan Van bölgesinde Tanzimat reformlarina karsi çikan Kürt asiretlerine arka çikmisti. Merkezî devlet de, Misir Valisi Kavalali Mehmet Pasa tehlikesini savusturduktan sonra Bedirhan Bey’e haddini bildirmeye karar vermisti. 1847’de baslayan çatismalar, sekiz aylik bir mücadeleden sonra merkezin galibiyeti ile sonuçlandi. Bedirhan Bey önce Istanbul’a sonra yabanci ülkelerin ricasiyla Girit’e sürgüne gönderildi. Orada Müslüman ve Hiristiyanlar arasinda arabuluculuk yapmasi üzerine devlet tarafindan affedildi ve ‘Pasa’ unvaniyla ödüllendirildi.
SEYH UBEYDULLAH ISYANI • Bedirhan Bey’in yenilgisinden sonra bölgede dinsel, ekonomik ve siyasal anlamda en güçlü aktör Hakkâri’nin Semdinli bölgesindeki Nehri köyünde ikamet eden Seyh Ubeydullah olmustu. Peygamber soyundan gelen ve Naksibendîligin Halidiye koluna bagli olan Semdinanlar, 1877-1878 Osmanli-Rus Savasi’ndan sonra Osmanli Devleti ile Iran arasindaki bölgenin kontrolünü tamamen eline geçirmislerdi. Agir vergileri ve 1879’da kötü geçen hasadi bahane eden Seyh, önce vergi sistemini degistirmek için devletle pazarlik yapmis, ama istekleri yerine gelmeyince Nasturilerin de destegini alarak 1880’de hem Osmanli Devleti’ne, hem de Iran’daki Kaçar Devleti’ne isyan ettigini açiklamisti. Uzun bir pazarliktan sonra Medine’ye sürgüne gitmek zorunda kalan Ubeydullah’in Baskale’deki Ingiltere Konsolos Yardimcisi Clayton’a yazdigi mektuptaki bazi ifadeler, ‘Kürtlük bilinci’nin sekillenmeye basladigini düsündürüyordu, çünkü talepler arasinda Kürdistan’in bagimsiz bir bölge olarak taninmasi vardi. (Ayaklanma hakkinda ayrintili bilgi için: Waidieh Jwadiah, Kürt Milliyetçiliginin Tarihi ve Gelisimi, Iletisim, 1999, s.143-193)
ITC’NIN KÜRT ÜYELERI • Ama ortada henüz ‘Kürt milliyetçiligi’ diye bir olusumun olmadigi 1889’da ilerde Türk milliyetçiliginin sampiyonlugunu yapacak olan Ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin (ITC) kurulusu sirasinda anlasildi. ITC’yi kuran bes kisiden ikisi, Arapkirli Abdullah Cevdet ve Diyarbakirli Ishak Sukuti Kürt’tü. Cemiyetin önde gelenleri arasina bulunan Bagdat Mebusu ve Darülfünun Hocasi Babanzade Ismail Hakki, Islamci çevrelerde itibar gören Darülfünun Hocasi Babanzade Ahmet Naim, sosyolog Ziya Gökalp önemli Kürt aydinlariydi. Ayrica 1847’de ayaklanan Botan Emiri’nin oglu Bedirhan Bey, Seyh Ubeydullah’in oglu Nehri Seyhi Seyit Abdülkadir Efendi ve Bitlisli Saidi Nursi de ITC üyesiydi. (Kutlay, Ittihat Terakki ve Kürtler, Koral-Firat Yayinlari, 1991, s.26)
KÜRDISTAN GAZETESI • Istanbul’da bunlar olurken, Bati ile iliski kurulan ve ondan etkilenilen diger cografyalardaki modern anlamda milliyetçiligin ilk emareleri görülmeye baslamisti, ama henüz siyasal degil kültürel bir uyanis söz konusuydu. 1889’da Bedirhan Bey’in oglu Midhat Mikdat Bey’in Kahire’de çikardigi Kürdistan gazetesi bunun bir örnegiydi. Gazete genis kitlelere ulasamiyordu ancak, büyük kentlerdeki Kürt aydin ve elitlerini etkiliyordu. Gazetede Kürtlerin birligi, egitime önem vermeleri, sanayi ve bilime yönelmeleri, köklerine uzanmalari, geçmislerinden onur duymalari gibi konular vurgulaniyordu. Ahmedê Xanê’nin Mem u Zin adli ünlü destani ilk kez bu gazetede dizi halinde yayinlanmisti. (Kutlay, Ittihat Terakki, s. 23.) II. Abdülhamit’in baski rejiminden Avrupa’ya kaçan Jön Türklerle Kürt aydinlarinin siki olmasa da temasi sürmüstü. Nitekim Mithad Bey’in kardesi Abdurrahman Bedirhan 1897’de Cenevre’de Kürdistan gazetesini çikartti. Gazetedeki yazilarinda Abdurrahman Bey, Anadolu Kürtlerini ‘sersemletici uyku’dan uyanmaya davet ediyordu ama bu çagrilarinda milliyetçi tonlar yoktu. Çünkü o dönemin pek çok Ittihatçisi gibi monarsi yanlisiydi ve çareyi Osmanli Devleti’nin restorasyonda görüyordu. (Celile Celil, Kürt Aydinlanmasi, Avesta Basin Yayin, 2000, s.30)
KÜRT TEAVÜN VE TERAKKI CEMIYETI • Seyit Abdülkadir, Saidi Nursi, Babanzade Ismail Hakki, Haci Tevfik (Piremerd) ve diger Kürt aydinlari tarafindan 1908’de kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti (Kürt Dayanisma ve Gelisme Cemiyeti) o tarihe kadar aralarinda çekisme olan Bedirhanlar, Semdinanlar ve Babanzadeleri ilk kez bir araya getiriyordu. Seyit Abdülkadir’e büyük saygi duyan Istanbullu hamallar da cemiyetin halk ayagini olusturuyordu. Kürtlüge, Islam’a, Osmanliliga, Anayasaya bagliligin esas oldugu bir dayanisma örgütlenmesi olan cemiyet, Kürt asiretleri arasindaki sorunlari çözmek için egitim, ticaret, zanaati tesvik etmeyi hedefleyen cemiyete sadece Istanbul’da oturan ve Türkçeyi okuyup yazabilen Kürtler üye yapiliyordu. Kürtçe bilmek ise zorunlu degil, sadece arzulanan bir özellikti. Anlasilan cemiyet kendini Kürt olmaktan ziyade Osmanli olarak tanimliyordu. (Tarik Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, Ikinci Mesrutiyet Dönemi, 1908-1918, Hürriyet Vakfi Yayinlari, 1984, s. 405-407.) Cemiyetin ayni adi tasiyan bir gazetesi, Mesrutiyet adli bir de okulu vardi. (Kutlay, “Bedirhan Ayaklanmasindan 1920’ye”, s.30)
KÜRT TALEBE HEVI CEMIYETI • Ilk legal Kürt ögrenci dernegi 1912’de çok sayida Kürt ögrencinin okudugu Halkali Ziraat Mekteb-i Âlisi’nde kurulan Kürt Talebe-i Hevi Cemiyeti’ydi. (Hevi ‘ümit’ demekti) Savas dolayisiyla 1914’te ara verdigi faaliyetlerine 1919’da tekrar baslayan ve hükümetçe kapatildigi 1922’ye kadar devam eden cemiyetin amaci, Istanbul’da okuyan Kürt ögrenciler arasindaki dayanismayi saglamakti. Hevi’nin yayin organi Kürtçe ve Kürt edebiyati ile ilgili yazilarin yayinlandigi Roja Kurd, Osmanlica ve Kurmanci dilinde yayinlaniyordu. Hevi’nin amaci Kürtlerin cahilligine ve yoksulluguna çare bulmakti. Roja Kurd hükümetçe kapatildiktan sonra yerine Hetawe Kurd yayinlanmaya basladi. ‘Kürdistan’dan Mektuplar’ baslikli kösede Kürtlerin yasadigi çesitli bölgelerden haberlere yer veriliyordu. Her ne kadar Hevi siyasi meselelere ilgi duymadigini ifade ediyorsa da, 1919’da Paris Baris Konferansi’nda Kürtleri temsil ettigini iddia eden Serif Pasa’ya büyük sempati duyduklarini saklamiyorlardi. (Malmisanij, Kürt Talebe-Hevi Cemiyeti, Avesta Basim Yayin, 2002)
ITTIHATÇILARIN NÜFUS MÜHENDISLIGI • 1913-1914’te Bitlis-Hizan’da çikan Mele Selim ve 1914’te Barzan’da çikan Seyh Abdüselam ayaklanmalari, belirgin olmasa bile milliyetçi ögeler tasiyordu. Örnegin Barzan Isyani’ndaki temel talep, Kürt bölgelerine Safii müftülerin ve Kürt kökenli memurlarin atanmasiydi. Her iki baskaldirinin önderleri Ittihatçi yöneticiler tarafindan idam edildiler. Bu Kürtlerle Türklerin arasini açmadi, çünkü Kürt feodalleri ve Sünni din adamlari henüz Sultan karsiti milliyetçi hareketlere soguk bakiyorlardi. (Jwaideh, s. 211-219, 247) Kürtlerle Ittihatçilarin iliskisini ilk bozan 1914’te kurulan Iskan-i Asair ve Muhacirin Müdiriyeti’nin politikalari oldu. Kanun uyarinca önce 1916’da Kürtçe cografi ve yerlesim yerlerinin isimlerini Türkçeye dönüstürmeye basladi. Ardindan Talat Pasa’nin emriyle savas sirasinda degisik yerlere göç etmis Kürt nüfusun Türk nüfus içinde yüzde bes oraninda dagitilmasina baslandi. Amaç, Kürtleri daha ‘medeni’ oldugu düsünülen Türk gruplarinin arasinda eriterek modernlestirmekti. Dislama içermeyen bu tutumun nedeni Kürt asilli sosyolog Ziya Gökalp’in birbiri ardina yayinladigi raporlardi. Ancak, Kürt tehciri sirasinda açlik, soguk, hastalik ve jandarma siddeti sonucu büyük can kayiplari oldu. (Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Sifresi, Ittihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisligi, 1913-1918, Iletisim Yayinlari, s. 399-422) Nuri Dersimi, Türkçülerin o günlerde her yerde ‘Ne mutlu Türküm diyene’, ‘Yasasin Türkler’ seklindeki sloganlarina ‘Ne mutlu Kürdüm diyene’, ‘Yasasin Kürtler’ diye cevap verdiklerini anlatir. (M. Nuri Dersimi, Hatiratim, Doz Basim Yayin, 1997, s.31) Türk milliyetçiligi uyuklayan Kürt milliyetçiligini kiskirtmakta önemli rol oynadi. Bu dönemlerde ITC üyesi pek çok Kürt aydini rakip Hürriyet ve Itilaf Firkasi’na katildilar. Serif Pasa da ITF’ye maddi destek sagliyordu. (Kutlay, Ittihat ve Terakki, s.100, Tunaya, s.282)
KÜRDISTAN TEALI CEMIYETI • 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalandigi ve Ittihatçi önderlerin yurt disina kaçtigi günlerde, Kürdistan Teali Cemiyeti kuruldu. Baskani yine Seyit Abdülkadir’di. Jin adli yayin organiyla cemiyet Kürt milliyetçiliginin artik modern anlamda dile getirilmeye basladigi ilk platform oldu. Ancak, milliyetçi ideolojiyi tasiyacak bir Kürt burjuvazisi henüz olusmadigi için, milliyetçi projelerini büyük devletlerin destegi ile tepeden inme gerçeklestirmek istiyorlardi. Diyarbakir’daki Kürt Kulüpleri ise hâlâ ITC’nin kontrolü altindaydi ama. Cemiyetin için Seyit Abdülkadir gibi Osmanli Devleti’nin içinde kalarak otonomi ile yetinmek isteyenler ile Bedirhanlar ve Cemilpasazadeler gibi bagimsiz Kürdistan için arasinda büyük çatisma vardi. Seyid Abdülkadir önderligindeki grup Istanbul’daki ABD, Britanya ve Fransiz büyükelçilikleri ile temasa geçerek ‘özerklik’ (otonomi) için destek beklerken, (Silopi, s.57) bagimsizlik yanlisi Bedirhanlar ve Cemilpasazadeler Teskilat-i Içtimaiye Cemiyeti’ni kurdular. Bölünme Kürdistan Teali Cemiyeti’nin aleyhine olmustu. 1920’de Jin yayin hayatina son verdi ve Kürdistan Teali Cemiyeti’nin bazi üyeleri örgütten ayrildi. Bir süre sonra da cemiyetin sonu geldi. Ancak bunun ne zaman oldugu belli degil. Çünkü Suriye’ye geçen Seyid Abdülkadir, örgütün tüm dokümanlarini yakmis. (Oguz Aytepe, “Yeni Belgeler Isiginda Kürdistan Teali Cemiyeti”, Tarih ve Toplum, S.174, Haziran, 1998. s. 13-15.)
HAMIDIYE ALAYLARI VE ASIRET MEKTEPLERI • Birbiri pesi sira gelen toprak kayiplarini Islam’in toparlayici ve yenileyici gücü ile önlemek, hatta sinirlari eski haline çevirmek düsüncesi ‘Halife’ unvanli II. Abdülhamit’in iç ve dis politikalarinin temel motifiydi. Bu amaçla içerde devletin resmî dini olan Sünni Islam dairesinde oldugu için dogal müttefik kabul edilen Kürtler, Hamidiye Alaylari’nda örgütlenerek, hem imparatorlugun kadim düsmani Rusya’ya, hem Iran’a karsi bir tampon bölge olusturuldu, hem basibozuk Kürt unsurlari merkezin kontrolüne alindi, hem de giderek güçlenen Ermeni milliyetçiliginin önü kesilmeye çalisildi. (M.S. Lazarev, Kürdistan ve Kürt Sorunu, Jîna Nû Yayinlari, s.151)
Baslangiçta sadece Sünni (Türkmen, Karapapak, Kürt ve Arap) asiretlerden olusturulmasi öngörülen alaylar, 1891’de 100 kadar Sünni Kürt (Kurmanc) asiretinden olusturulan 36 alayla basladi, sayi 1895’de 57’ye, 1910’da 66’ya ulasti. Bu süre içinde, Sünni Zaza asiretleri de alaylara dahil edildi. Abdülhamit tahttan indirildikten (1909) sonra adlari Asiret Hafif Süvari Alaylari olarak degistirilen alaylar, Birinci Dünya Savasi’nin patlak vermesiyle özellikle Üçüncü Orduya bagli olarak Dogu Cephesi’nde görev aldilar. Sünni Kürt Cibran Asireti’ne bagli alaylarin, Ermenilere ve Varto-Hinis-Bingöl havalisindeki Kizilbas (Alevi) Zaza asiretlerine karsi gerçeklestirdigi eylemler Sünni ve Alevi Kürtlerin iliskilerinde onulmaz yaralar açti.
Ancak Abdülhamit’in 1886’da Hicaz, Yemen, Trablusgarp’tan getirdigi 48 ögrenci ile baslattigi Asiret Mektebi uygulamasi tam tersi bir sonuç dogurdu. Hamidiye Alaylari’na asker veren Zilan asiretinin Abdülhamit’e bir mektup yazarak kendi çocuklarinin da okula kabul edilmesini istemesi üzerine önce kapilar Kürtlere (baska nedenlerle Arnavutlara) de açilinca, okullar Arap, Arnavut ve Kürt milliyetçiliginin tasiyicisi olacak aydinlarin yetistigi ocaklara döndü. (Ayrintili bilgi için: Alisan Akpinar ve Eugene L. Rogan, Asiret, Mektep, Devlet, Osmanli Devleti’nde Asiret Mektebi, Aram Yayincilik, 2001) Böylece Abdülhamit politikalari bir yandan Sünni ve Kizilbas Kürt toplumlari ile Ermenileri, Süryanileri, Yezidileri ve Türkleri birbirine düsürürken, bu memnuniyetsizligi milliyetçi taleplerin temeli yapacak aydin gruplarinin da yetismesinde pay sahibi olmustu. Seyh Said Isyani’ni örgütleyecek Azadi örgütünün lideri Cibranli Halit Bey de bu okullardan mezun olmustu. Ancak, Kürt milliyetçiligi hâlâ tabandan kopuk bir aydin hareketiydi. Tepedeki kadrolar ise ne istediklerine henüz karar verememislerdi.