Ecevit's super site

Ana Menu



Real Bumsuzspor


Gûncel Haberler

Yeni Haberler
Sitemizde her zaman yeni haberler bulabilirsiniz.

»Kitap

»Sinema

»Galeri

»Son Haberler




KURD-ISRAIL

Arastirma


KÜRT HALKI VE TÜRKIYE CUMHURIYETI






1639 yilinda Iran ile Osmanli Devleti arasinda gerçeklestirilen Kasr-i Sirin Antlasmasi sonucu, yine Kürt topraklari, bu iki güç arasinda ikiye bölündü. Ve Kürt halkinin günümüze kadar süren “parçalanmis halk” tarihi de böylece baslamis oldu.

Nil Demirkazik

Mezopotamya halklarinin en eskilerinden biri olan Kürtler, tarihin en önemli ticaret yollari üzerinde kurulmus bir uygarlik olarak, Helen, Roma, Bizans, Arap, Pers ve nihayet Osmanli istila saldirilariyla karsi karsiya kalmislardi. Özgürlük ve bagimsizliklarini korumak için bu saldirilara karsi sürekli direnen Kürt halki direnis gelenegini, kültürlerinin önemli bir karakteri olarak halk degerleriyle birlikte yasatmisti.

Hiristiyan Batinin, ticaret yollarini ele geçirmek amaciyla Mezopotamya’ya yönelik olarak baslattiklari talan ve yagma saldirilari (Haçli Seferleri), asli olarak, büyük küçük bir çok Kürt devletinin ve Selahaddin Eyyubi gibi Kürt kökenli komutanlarin direnisiyle engellenerek bölgenin istilasi önlenebilmisti.

1514 yilinda Osmanli ve Iran Imparatorluklari arasinda yapilan Çaldiran savasinin sonucunda Iran’in yenilmesi üzerine, Kürt topraklari bütünüyle Osmanli topraklarina katilmis oldu. Bir dönem otonom (özerk) idari yönetim hakkina sahip olarak kendi idari sistemlerini yöneten Kürtler, vergi ve savas dönemlerinde asker vererek uzun süre Osmanli hakimiyetinde kaldilar.

1639 yilinda Iran ile Osmanli Devleti arasinda gerçeklestirilen Kasr-i Sirin Antlasmasi sonucu, yine Kürt topraklari, bu iki güç arasinda ikiye bölündü. Ve Kürt halkinin günümüze kadar süren “parçalanmis halk” tarihi de böylece baslamis oldu.

Daha sonra gerçeklesen bütün savaslar, asli olarak Kürt topraklari üzerinde gerçeklesmis ve böylece savaslarin galibi kim olursa olsun, maglubu daima Kürtler olmustur. Osmanli Devleti ve Iran, bu topraklarda güçlü bir direnis hareketini engelleyebilmek için, her iki parçada da asirete dayali sosyoekonomik yapinin devamini tesvik etmis; geri ekonomik üretim biçimlerine dayali üretim iliskileri ve asiret birimi üzerine örgütlenmis toplumsal modeller sürekli korunmustur.

19. yüzyilda, kapitalizmin artik uluslararasi boyutta yayginlasmaya dogru gelisim asamasinda, dünya haritalarinin yeniden degisime ugratilmasi çabalari da yogunlasmisti. Ulusal bagimsizlik hareketlerinin de etkisiyle parçalanarak dagilmaya yüz tutmus olan Osmanli Devleti’ni bütün Ortadogu ve Asya ile bütünlestiren stratejik noktada ise Kürt topraklari vardi. Bu nedenle Kürtlerin varligi yeni çagin güçlü devletlerinin dikkatini çekmeye basladi. Özellikle Berlin-Bagdat Demiryolu Hatti projelerinin Avrupa ülkeleri arasinda yarattigi gizli kapisma, bu kez Kürt topraklarini Osmanli, Ingiltere, Fransa, Almanya ve Rusya arasindaki ciddi çatismalarin kaynagi yapmisti.

Kürt topraklarinin bugünkü statüsü, 18-26 Nisan 1920 tarihleri arasinda tartismalari sürdürülen San Remo Konferansi ve bu konferans sonrasinda imzalanan antlasma ile belirlenmeye baslamisti. Ittihat ve Terakki Partisi, Osmanli Imparatorlugu’nu Alman Imparatorlugu’nun yaninda Birinci Dünya Savasi’na sürüklemis ve Osmanli Devleti bu savastan yenik çikmisti.

Avrupa’da gelisen ve Rusya’da iktidar olan sosyalizmin temel ilkelerinden biri olan “uluslarin kendi kaderlerini tayin hakki ilkesi”, dogu halklarinin hizli uyanisindan rahatsiz olan ve onlari kendi güdümünde tutmaya çalisan bati kapitalizmi tarafindan da savunulmaya baslanmisti.(ABD Cumhurbaskani Wilson’un adiyla taninan ve 14 maddeden olusan ünlü Wilson Prensipleri’nde de, ayni ilke yer alir.)

Iste, Osmanli Devleti’nin çöküsünün de ilani sayilan Sevr Antlasmasi (10 Agustos 1920) bu tarihsel kosullar içinde gerçeklesti.

Mustafa Kemal'in, Kurtulus Savasi sirasinda Kürt halkindan bekledigi bir istek vardir; bu ortak yasam için, Anadolu-Mezopotamya topraklarinda isgal kuvvetleri olarak bulunan Batili güçlere karsi Türk halki ile birlikte Kürt halkinin da savasmasi ve Anadolu topraklarinin kurtarilmasi.

Ve Kürt halki, kendi topraklari olarak benimsedikleri Anadolu-Mezopotamya topraklarindaki açik isgale karsi, insanlik onurunu yeniden diriltmek için direnmisler, bu topraklar ugruna Türklerle omuz omuza, düsmana karsi savasarak canlarini seve seve feda etmekten kaçinmamislar, bedel ödeyerek kardes halka verdikleri sözü yerine getirmislerdi.

Daha sonra Kurtulus Savasi’ni kazanan taraf olan Türkiye Cumhuriyeti ile Lozan’da 24 Temmuz 1923’te, imzalanan bir antlasma ile, bugünkü üniter-ulusal devletin temelleri de atildi.

Ve 16 Ocak 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal, Izmit'te, gazetecilerle yaptigi bir söyleside sunlari söylemektedir:

“Kürt sorunu; bizim yani Türklerin çikarina da kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bildiginiz gibi bizim milli sinirlarimiz içinde bulunan Kürt unsurlar, öylesine yerlesmislerdir ki, sinirli yerlerde yogun durumdadirlar. Fakat yogunluklarini kaybede kaybede ve Türk unsurlarin içine gire gire, öyle bir sinir çizmek istesek, Türklügü ve Türkiye'yi mahvetmek gerekir... Söz gelisi, Erzurum'a kadar giden, Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput'a kadar giden bir sinir aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt asiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayisiyla basli basina bir Kürtlük düsünmektense, bizim Anayasa geregince zaten bir tür yerel özerklikler olusacaktir. O halde hangi ilin halki Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan baska Türkiye'nin halki söz konusu olurken, onlari da (Kürtleri de) birlikte ifade etmek gerekir. Ifade edilmedikleri zaman, bundan kendilerine ait sorun çikarmalari daima beklenir. Simdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Türklerin, hem de Kürtlerin yetkili vekillerinden (milletvekillerinden) olusur ve bu iki unsur, bütün çikarlarini ve geleceklerini birlestirmislerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir seydir.. Ayri bir sinir çizmeye kalkismak dogru olmaz..." (Türk Tarih Kurumu Arsivi, 1089 numarali belge.)

Bu belgede, Cumhuriyet’in olusum yillarinda, yeni Türk Devleti’nin kurucu kadrosunun Kürt sorununa yaklasimindaki netlik rahatça görülmektedir:

1- Ayri bir sinir çizmeye kalkisilmamalidir, yani bölünme olmamalidir.

2- Kürtler, çogunlukta olduklari illerde kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir.

3- Türkiye'nin halki söz konusu olurken Kürtler de ifade edileceklerdir.

4- TBMM, Türklerin ve Kürtlerin yetkili vekillerinden olusacaktir.

5- Bu iki halk çikarlarini ve geleceklerini birlestirmislerdir.

6- Kürtler, Türkiye'nin halki içinde esit olarak ifade edilmedikleri zaman, bundan kendilerine ait sorun çikarmalari daima beklenir.

Bu düsüncelerin bizzat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal’in agzindan söylendigi tarih, günümüzden fazla uzak bir tarih degildi.

Ne var ki Bati isgalinin sona ermesinden hemen sonra, Türk Devleti, Kürt halkina verdigi sözleri unutarak; onlari, ortak vatanin asli ortagi olarak görmezlikten gelmekten öte, bu halka karsi ret ve inkar politikalarini günümüze kadar sürdürdüler ve hala sürdürmeye devam ediyorlar.

nildemirkazik@hotmail.com

KÜRT HALKI VE TÜRKIYE CUMHURIYETI




Google
© Copyright - 2005 Bumsuz.net Websitesi. All rights reserved.
Webmaster: Ecevit Yagci ecevit01@yahoo.dk

Sponsorlar

Galeri

diyarbekir-iskence.jpg
diyarbekir-iskence

btm-newroz8zx.jpg
btm-newroz8zx.jpg

Dilan.jpg
Dilan.jpg

SeyxSaid.jpg
SeyxSaid.jpg

Kitap

Kitaplar

Sinema

Sinema

22 Nisan´dan itibaren Kopenhag Park Bio ve Aarhus Øst for Paradis sinemalarinda

Sinema düskunlerine müjde, artik Danimarka'da gösterime girecek filimlerin ne zaman ve nerde göterilecegini bu sayfadan takip edebilirsiniz.